Zoraki Atıf (Coercive Citation)

Merhabalar. Bugün sizlere, başımdan geçen bir olaydan esinlenerek, zoraki atıf (coercive citation) ile ilgili öğrendiklerimi yazmak istedim.

Olay şu şekilde; bir yazımızı, bu yılın başında, bir dergiye gönderdik. Hakemlerden revizyon isteği geldi. Ancak hakemlerden biri, yazıya kendi belirlediği referansları da (3 adet) eklememizi istiyordu. Referansların üçü de aynı ülkedendi, ve yazarlarına baktığımızda ise üç makalede de var olan ortak isimler mevcuttu. Diğer düzeltmeleri yaptıktan sonra, söz konusu makalelerin yazıya bir katkı sağlamayacağını düşünerek, hakemin bu isteğini uygun görmedik ve kibarca teşekkür ederek yazıyı revize edilmiş haliyle tekrar yükledik. İkinci revizyon isteğinde, hakem kendi belirlediği referanslara atıf isteğini yeniledi. Diğer revizyonları halledip, atıf isteğine teşekkür ederek yazıyı tekrar yükledik. Üçüncü revizyon mailinde, artık diğer hakemlerin aradan çıktığını ve bizden atıf isteyen hakemin revizyon (ve atıf) isteklerinin kaldığını gördük. Bu konuda duruşumuz netti ancak bu mail süreci de can sıkıcı bir hal almaya başlamıştı. Görünen o ki, bu atıfları yapmazsak bu hakemden geçemeyecektik. Bu sefer durumu editöre bildirmeye karar verdik.

Yine de, daha deneyimli insanlar için minik görünen ve bir maille halledilebilecek bu problemin, benim gibi yeni yetme bir araştırmacı için artık ete kemiğe bürünmüş bir probleme dönüşmesi, çok heves kırıcı ve dikkat dağıtıcı bir hal almıştı. Bir noktada, yazarımız İbrahim Sarbay’dan esinlenerek, biraz da farkındalık oluşturmak amacıyla, Twitter’da 24 saat süren bir anket başlattım. Anket sonucunda kazanan taraf beliydi ancak oy kullanan 147 kişiden 60 kişi de “bırak lanet olsun, referansları koy da başın ağrımasın, sırada bekleyen diğer işlerine bak” diyordu. Yani durum biraz da kanıksanmıştı. 60 kişi (%41) pek de azımsanmayacak bir rakamdı. Anket devam ederken, Haldun abi de bana mesaj üzerinden bunun neden ve nasıl uygunsuz olduğu ile ilgili referanslar göndermekteydi. Bunun üzerine, hazır elimde bununla ilgili seçkin referanslar varken, durumu derlemeye karar verdim.

Twitter Anketi

Öncelikle, Kuo-Chen Chou ile tanışalım..

Kendisi, 1938 doğumlu, Amerikan biyofizik ve biyobilişimci. Halen Boston’da, kar amacı gütmeyen bir araştırma örgütünde görevli. Chou’nun bu yazıda olmasının sebebi ise şu, Chou’nun h indeksi 135 ve 2014-2018 arası çeşitli kuruluşlar tarafından en yüksek atıf alan araştırmacılar arasında gösterilmiş. Chou’nun birçok dergide editör ve hakemliği bulunuyor. Bunlardan bazıları The Open Bioinformatics Journal, (Baş editör, 2008–2019),  Journal of Theoretical Biology (yayın kurulu 2005–2019), Journal of Biomedicine and Biotechnology (2008–2014) ve The Open Biochemistry Journal (2007–2019).

blank
Kuo-Chen Chau https://en.wikipedia.org/wiki/Kuo-Chen_Chou

2019’da, Bioinformatics dergisi, zoraki atıf ile bağlantısı olan bir hakemleri ile ilgili bir editöryel yayınlıyor. 2020’de ise, Journal of Theoretical Biology dergisi de, kendi editör kurulunda da olan, aynı hakemin, kendilerinde de zoraki atıf ile bağlantısı olduğuna dair bir editöryel yayınlıyor. Daha sonraları, Nature dergisi, ismi verilmeyen bu kişinin Chou olduğunu ortaya çıkartıyor. Günün sonunda, Chou Journal of Theoretical Biology editöryel kurulundan ve Bioinformatics hakemliğinden çıkartılıyor.​1​

Akademik yayıncılıkta zoraki atıf

Burada, iki çeşit zoraki atıftan bahsedebiliriz. Birincisi, hakemin kendi önceki makalelerine istediği atıf, diğeri ise editörün kendi dergisine istediği atıf.

Günümüz şartlarında, ortak dilde, bilimin “niteliğini niceliklemeye” yarayan belli bazı parametreler var. Bunun sonucu olarak, kabaca, hakemin kendi makalesine istediği atıf hakem kişisinin h indeksini, dergiye istenen atıf ise derginin impakt faktörünü yükseltecek diyebiliriz.

Dergiler için talep edilen zoraki atıflarda genelde eklenmesi istenen referansın makaleye katkısı gözetilmez. Yazarı belirli bir makaleye yönlendirmek yerine, belirli anahtar kelimeleri içeren referansların eklenmesi istenir. Bu durum, yazarı zor durumda bırakır çünkü bunun anlamı, “Ya makaleye bizim istediğimiz atıfları yaparsın, ya da yazının reddedilme riskini göze alırsın” demektir.​2​

Alabama Üniversitesi İşletme Yönetimi Yüksekokulu’ndan Eric A. Fong adlı akademisyen, makale gönderdiği bir dergide, dergi editörü tarafından, yazının yayınlanması için o dergideki makalelere atıf yapması istendiğinde bunu şaşkınlıkla karşılamış. Fong ve çalışma arkadaşı Allen W. Wilhite, etraflarındaki insanlara bu durumdan bahsedince bazı insanlar durumu şaşkınlıkla karşılarken, bazılarının ise bu duruma aşina olduğunu görmüşler​3​. Bunun üzerine, Fong ve Wilhite tarafından, zoraki atıfın yaygınlığının ve özelliklerinin incelenmesi amacıyla, ekonomi, sosyoloji, fizyoloji, ve çoklu işletme/iktisat disiplinlerinden (satış, pazarlama, finans, bilişim, muhasebe) 6672 araştırmacının katıldığı bir anketin sonuçları ve bu branşlardan 872 derginin verileri incelenmiş. Analiz sonucu, zoraki atıfın çok yaygın olduğu ve kötüye kullanıldığı görülmüş. Ankete katılanların %86’sının zoraki atıfın uygunsuz olduğunu düşündüğünü belirtmesine, %81’inin zoraki atıfın bir derginin prestijini azalttığına inanmasına ve %64’ünün zoraki atıf isteyen dergilere yazı yüklememe eğiliminde olmasına rağmen, yine de %57’si zoraki atıf istediği bilinen dergilere yazı yollamadan önce yazılarına fazladan bu referansları ekleyebileceklerini belirtmiş. Daha kıdemli akademisyenlerin bu zoraki taleplere daha dirençli olduğu, kıdemce daha genç olanların ise bunu kabullenme eğiliminde olduğu görülmüş.​2​

Dergiler açısından bakıldığında da durum karışık. Zoraki atıfı uygun bulmasalar bile, bunu uygun bulan ve bu şekilde çalışan dergilerin impakt faktörü ve dolayısıyla sıralaması yükseleceğinden, bu sefer kendileri sıralamalarda bu dergilerin altında kalma riskiyle karşı karşıya kalacak. Dolayısıyla, kendi alanındaki dergiler eğer atıf isteyen dergilerse, bu dergilerden geride kalmamak için, editörlerin üzerinde atıf istemek ve dergi impaktını yükseltmek için baskı oluşabilecek. Benzer bir vukuat, 2009’da Brezilya’da gerçekleşmiş. Dergilerin impakt faktör baskısı sebebiyle direkt olarak kendilerine değilse de, anlaştıkları dergiler ile birbirlerine atıf istedikleri tespit edilmiş ve editörün işine son verilmiş​4​.  

2017 yılında ise bir Elsevier dergisi olan Geoderma’dan Artemi Cerda’nın, hakemlik yaptığı yazılardaki atıfları manipüle etmekle suçlanmasının sonucunda derginin editör kurulundan istifa etmesiyle Elsevier yayın kuruluşu da harekete geçmiş ve suçlamaları araştırarak Cerda’nın atıfları manipüle ettiği sonucuna varmış. Bu tarihten itibaren de bu durumun önüne geçmek için editör kılavuzlarını, kontratlarını ve hakem kılavuzlarını değiştirmiş. Elsevier bununla da yetinmemiş; Elsevier dergilerine bağlı çalışan 55.000 hakemin değerlendirmeleri incelenmiş ve anormal atıf aktivitesi olup olmadığına bakılmış. %1’den azında, inceledikleri yayınlarda istikrarlı bir şekilde kendilerine atıf yapıldığı tespit edilmiş. Şüpheli vakaların incelenmesinin çoğunluğu tamamlanmış olmakla birlikte, incelemeleri devam etmekte​5​.

Bizi neler bekliyor?

  • Yazının yayın olduğu dergiye verilen atıflar impakt faktör hesaplanmasında kullanılmazsa bu eğilimin azalabileceği belirtiliyor.
  • Hakem değerlendirmesi sürecinde eklenen referansların ayrı tutulduğu bir veritabanı geliştirilmesi de öneriler dahilinde.
  • Chou’nun ayrıldığı Bioinformatics dergisinin yardımcı editörü olan J. Wren, makalelerdeki olağan dışı atıfları tespit edecek bir yazılım üzerinde çalıştığını belirtmiş​6​. Ancak yine de, yazı hali hazırda yayın olduktan sonra bu durumun tespit edilmesinin ne gibi bir fayda sağlayacağı da merak konusu.  

Kaynaklar

  1. 1.
    Wikipedia W. Kuo-Chen Chou. wikipedia.org. Published June 29, 2020. Accessed September 19, 2020. https://en.wikipedia.org/wiki/Kuo-Chen_Chou
  2. 2.
    Wilhite AW, Fong EA. Coercive Citation in Academic Publishing. Science. Published online February 2, 2012:542-543. doi:10.1126/science.1212540
  3. 3.
    Van Noorden R. Researchers feel pressure to cite superfluous papers. Nature. Published online February 2, 2012. doi:10.1038/nature.2012.9968
  4. 4.
    Van Noorden R. Brazilian citation scheme outed. Nature. Published online August 2013:510-511. doi:10.1038/500510a
  5. 5.
    Singh Chawla D. Elsevier investigates hundreds of peer reviewers for manipulating citations. Nature. Published online September 10, 2019:174-174. doi:10.1038/d41586-019-02639-9
  6. 6.
    Wren JD, Georgescu C. Detecting potential reference list manipulation within a citation network. Published online August 13, 2020. doi:10.1101/2020.08.12.248369

Doğru Dergiyi Nasıl Bulursunuz?

blank

Araştırmanızı yada tezinizi bitirdiniz ve şimdi yazacağınız makaleyi hangi dergiye göndermeyi seçeceğiniz aşamadasınız. Tercihen buna daha yazmadan karar vermeniz en ideali. Hatta belki de daha araştırmaya başlamadan bir fikrinizin olması da önemli olabilir. Bir çok araştırmacı ve iyi bir danışmanla çalışmamış genç akademisyenlerin düştüğü önemli hatalardan birisidir bugün sizinle paylaşacağım yazı. Biten araştırmanın bulunan sonuçların hevesiyle yazılan ve günler harcanan makaleniz için bu önemli adımı doğru yapmak ve bunu ilk önce yapmanın ne kadar gerekli olduğunu öğreneceksiniz bu yazıda. Belki bir kısmınız bunları zaten iliyor ve uyguluyor olabilir. Belki çok daha yararlı bilgilere de sahip olabilirsiniz. Bu nedenle, asistanlarımıza ve genç akademisyenlerimize faydalı olacağını düşündüğünüz önerileriniz varsa, lütfen aşağıdaki yorum kısmına yazınız.

Hedef Kitleniz Kim?

Hedef kitlenizin kim olduğunu bilmek sanırım ilk karar vermeniz yada bilmeniz gereken şey. Fakat asistanlık tezlerinin ve yaptığımız araştırmaların çok geni bir yelpazede olduğunu düşünürsek, içlerinde çok kaliteli, acil tıpta çığır açacak yada önemli katkı sağlayacak verileri barındıran ve herkese hitap edecek bir makale ile, içinde çok spesifik bir bilgiyi içeren ve sadece bu konuda en üst düzeydeki kişilerin anlayabileceği bilgiler içeren bir makalenin okuyucu hedef kitlesi birbirinden farklı olacaktır. Temel bilimler ile uğramadığımız için bu ikinci örneğin bizim Acil Tıp araştırmalarımızla çok uyumlu olmadığını düşünüyorum. Ama yine de araştırmanızın sonucunun kime hitap ettiğini bilmeniz, karar vermeniz daha genel yada daha spesifik bir dergi seçmenize yol gösterici olacaktır.

Önce Acil Tıp Dergilerine Bir Göz Atalım

Şu anda SCIMAJO JOURNAL / COUNTRY RANK sitesinde Emergency Medicine olarak taradığınızda 78 adet bu kategori içinde yer alan dergi karşınıza çıkar.

blank

Bu dergilerden biri mutlaka yazınıza ilgi duyacaktır. Bu noktada şunu da ifade etmek yerinde olur ki, iyi yazılmış bir makalenin mutlaka yayınlanacağı bir dergi bulunur.

Dikkat Etmeniz Gereken 3 Önemli Nokta!

Hangi derginin yazınıza daha uygun olduğunu anlamak için çok basit noktaya dikkat etmeniz gerekiyor.

  • Öncelikle sizin okumalarınız: Bu araştırmaya başlamadan önce size fikir veren makaleleri hangi dergilerden okudunuz? Belki bu dergiler yazınıza daha fazla ilgi gösterebilir. Aynı tartışmada kullanacağınız makaleler içinde geçerli olabilir.
  • İlk ve sorumlu yazarlara bakın: Bu kişiler benzer yazıları nerede yayınlamışlar. Bu size belki o dergilere yönelmeniz için fikir verebilir.
  • Farklı veritabanlarını makalenizin içeri ile ilgili terimleri araştırarak kullanın: Google Scholar, Pubmed, SCOPUS gibi bir çok veritabanından bu amaçla faydalanılabilir.

Şimdi bunlara kısaca bir göz atalım.

SCOPUS

SCOPUS bir çok yararlı filtreyi beraberinde sunuyor. Burada tarama yapmak için – undergraduate, emergency medicine, medical school, medical student, curriculum, curricula – anahtar kelimelerini girdim. Sol taraftaki filtrelere lütfen dikkat edin.

Reklam
blank

Bu filtrelerden biri SOURCE TITLE olarak geçen ve aradığınız anahtar kelimelerin en çok hangi dergide yayınlandığını gösteren filtre. Aşağıda girdiğimiz anahtar kelimelerli içeren makalelerin en çok Academic Emergency Medicine’da yayınlandığını görüyoruz.

blank

Eğer ilk sonuç sayfasında ANALYZE SEARCH RESULTS butonuna basarsanız size yazarlar, ülke, sponsorlar vs vs bir çok detayı da veriyor ki bu bilgilerle dergi kararını vermeniz biraz şekillenebilir.

blank

Pubmed‘in nasıl makale aramak yada dergi aramak için kullanılacağı kendine has özellikler içeriyor. Sanırım bunu daha farklı bir yazı olarak planlamak daha iyi olur. Bunun yerine size daha basit olan bir web sayfasını da burada vermek istiyorum – JANE.

Reklam

JANE: Journal Author Name Estimator

JANE’in giriş sayfasındaki yazma alanına başlık, abstract, anahtar kelimelerinizden birini girerek dergi, yazar, makaleleri listelemeniz mümkün. Ben yine yukarıdaki anahtar kelimeleri girerek bir tarama yaptım.

blank
blank

Bu iki örnekte demek istediğim şu ki, elimizin altında bize yön gösterecek bazı araçlar var ve bunlar sadece burada verilen iki örnekle de sınırlı değil. Onları kullanarak hedefimizi daha daraltmak mümkün.

Dergilerin Değerlendirilmesi

Yazınızın bir dergiye uyup uymadığını gösteren yada sizin o dergiyi seçip seçmemenizi sağlayan bazı kriterlere göz atalım şimdi de.

Scope

Scope kabaca derginin, amaç, içerik ve hedefini gösteren terim. Buna derginin ana sayfasından ulaşabileceğiniz gibi yukarı da örneklenen SCIMAJO listesinden derginin adına tıklayarak da ulaşabilirsiniz. Derginin amaç, içerik ve hedeflerine yazınız uymuyorsa, hiç şansınızı zorlamayın. Başka bir dergiye bakın. Aşağıda Annals of Emergency Medicine için bir örnek sundum.

Eğer dergiyle sizin paylaşmak istedikleriniz örtüşüyorsa, son 5 yıldaki benzer yayınlara bakın çünkü dergilerin ilgi alanları zamanla değişebilir ve bu alanlar editörlerin değişmesiyle de ilintili olarak farklılıklar gösterebilir. Son yıllarda özellikle 1-2 yılda benzer yazıların yayınlanmış olmasını güvenli olarak değerlendirebilirsiniz.

Reklam

Indekslenme

Web of Science, SCOPUS, Medline, Pubmed gibi indekslerde yer alan dergilerin çoğu bu indekslerde yer alabilmek için oldukça fazla emek ve çaba göstermişlerdir. Bu nedenle bu indekslere güvenli ve prestijli indeksler diyebiliriz. Web of Science’ta Emergency Medicine olarak dergi taradığınızda 14 adet dergi çıkıyor ilk 10 tanesi aşağıda görülüyor.

blank

Yayın Tipi

Bazı dergiler okurlara serbest erişim sağlıyor (Open Access). Bazıları ise bireysel ya da kurumsal üyelik üzerinden içeriğini paylaşıyor. Bu dergilerden tek olarak makaleleri satın almak da mümkün. Sizinde farketmiş olacağınız gibi Open Access dergilerde son zamanlarda inanılmaz bir artış ve yazarlarda da bu dergilerde yayınlatmaya yönelik bir eğilim var. Open Access dergiler yayın başına kabul edildikten sonra bir ücret talep ediyor. Bu yaklaşık olarak 1000-2000 USD aralığında oluyor. Bu ücreti gelişmiş sistemlerde kurumlar kendisi karşılarken, bizim gibi araştırma destekleri sınırlı olan ülkelerde yazarlar kendi ceplerinden bu ücreti karşılamak zorunda kalabiliyor. Bu da Doçent yada Profesör olmak için sadece iyi araştırma yapmanızın gerekliliği yanında, finansal olarak da yüklü bir meblağı ödemeyi göz önüne almış olmayı gerektiriyor. Open Access de yayınlanmak makalelere herkes tarafından kolay ulaşım ve dolayısı ile de daha fazla referans olarak kullanılma imkanı veriyor. Kurumdan yapılan yayınların referans olarak kullanılması da üniversitelerin dünya sıralamasında önemli bir parametre olduğu içinde kurumlar bu ücretleri ödemekten kaçınmıyor. Şu an çalıştığım kurumda her yeni başlayan öğretim üyesine yaklaşık 20,000 USD tutarında bir başlangıç bursu sağlanıyor. Bununla yeni bir araştırmaya başlayabileceğiniz gibi, isterseniz bunu Open Access journallarda yayınlamak içinde kullanabilirsiniz. Eğer bu para bir şekilde kullanılmış ve bitmişse, kurum impact factoru 2’nin üzerinde olan dergiler için kendisi ödeme yapıyor. Tabi şunu da akıldan çıkarmamak lazım. Bir çok PREDATOR dergi de Open Access özelliğinde. Bu noktada sizden bu dergilerin saygın indekslerde olup olmadığını mutlaka kontrol etmenizi öneririm. PREDATOR olarak adlandırılan dergilerin listesini bazı sitelerde bulmak mümkün.


Reklam

Yayın Hızı

Bir kısmınız için hızlı yayınlanma bir öncelik olabilir. Bu verilere ulaşmak ne yazık ki yukarıdakiler kadar kolay değil. bazı dergiler bunu web sayfalarında yayınlasa da, genellikle gizlenmiş ve zor bulunabilecek yerlerde barındırıyorlar. Yazının editör ofisine ulaşması ve yayınlanması arasındaki geçen süre tabiki yazının kalitesiyle de alakalı olsada bu süre 1 aydan 12 aya kadar varan bir yelpazede. Genellikle 8-12 haftalık bir ortalamadan bahsediliyor.

Impact Factor

Impact Factor (IF) derginin kalitesini, yaygın kullanıcı kitlesini gösteren bir parametre olarak da değerlendirilebilir. Tıptaki yüksek IF’lü dergiler genellikle en yeni, çığ açan bilgileri yayınlamak için yarışıyorlar. Daha düşük IF’lü dergiler ise ek katkı sağlayan yayınları tercih ediyor ki zaten bunların bir kısmı da yüksek IF’lü dergilerde yayınlanamamış olanlar. Araştırmanız çığ açan bir bilgi sunuyorsa, yüksek IF’lü dergilerin kapısını çalın. Sadece bilinen bir konuda ek bilgi veriyorsa, boşuna zaman kaybetmeyin. Çünkü yüksek IF’lü dergilerin yayın kabul oranları %10’un altında. Bu noktada camiamızda Annals of Emergency Medicine gibi prestijli dergilerde yayınları olan araştırmacılarımıza ayrıca teşekkür etmek ve onları tebrik etmek gerekiyor. Aşağıda Acil Tıp ile ilgilenen dergilerin IF listesi var. Bu listede Annals of Emergency Medicine en başta görünüyor. Şu an Annals’ın IF’ü 5.35. New England Journal of Medicine’ın IF’ü ise 79.3.

blank

Umarım yukarıdaki bazı bilgiler bir sonraki dergi seçiminizde size yol gösterici olur. Eğer sizlerin kullandığınız başka ölçütler, web siteleri varsa lütfen aşağıdaki yorum kısmına ekleyiniz.

Bir Zamanlar Acil Tıp

Bir Zamanlar Acil Tıp

Acil Tıp… Dr. Judith Tintinalli’nin CORD Academic Assembly 2019’de söylediği gibi  “Her bozukluğa, her yaş grubunda, her gün ve saatte, ücretini ödeyebilsin veya ödeyemesin” bakan anabilim dalı.

Hepimiz acil tıbbı seviyoruz. Ancak mazisi hepsi hepsi 1960’lara kadar giden bu “çiçeği burnunda” uzmanlık dalı ile ilgili çok da bilgi sahibi olduğumuz söylenemez sanırım. Bu konuda  Acilci.net’in “Acil Tıp Nedir?” başlıklı sayfası, güzel bir başlangıç olabilir. Yine Wikipedia’nın Emergency Medicine başlığı da, konuyla ilgili genel bilgi edinmek isteyenler için yararlı bilgiler içermekte. EM Residents’ Association (EMRA)’ın 1 saatlik 24|7|365: The Evolution of Emergency Medicine adlı belgeseli ise Acil Tıbbın kurulma aşamasında yaşanan zorlukları çok başarılı bir şekilde anlatıyor. Henüz izlemediyseniz, mutlaka izlemelisiniz. Geçmişte “Acil Odası” veya “Kaza Odası” gibi isimlerle anılan ve izbe, kuytu köşelere “sığdırılarak” öğrencilere emanet edilmiş Acil Tıbbın bugün geldiği noktayı düşündüğünde insan gerçekten hayret ediyor. Acil Tıbbın dünyaya sağladığı her yarar ve dokunduğu her canda, acil tıbbın kurulması ve hak ettiği yere gelmesi için emek vermiş (ve veren) bütün bilim insanlarının hakkı yok mu? Elbette var.

Tıp, bir anlamda parçalardan bütünü görme sanatıdır. Tıbbın ilerlemesi ile birlikte, “cerrah” ve “hekim” kavramlarının kendi içinde dallanıp budaklanmasıyla beraber, belki de ilk olarak “bütünü görebilmek” unutuldu. Ancak Acil Tıbbın yalnızca bölümlere parçalanmış ve bütünü görmeyi unutmuş tıp dünyasında, bu eksikliği gidermek için ortaya çıktığını söylemek eksik olur. Acil Tıbbın doğuşundan önce, ortada koskocaman bir sorun vardı: Acil yardıma ihtiyaç duyan hastalar, gereken bakımı göremiyorlardı. Vietnam’da yaralanan bir askerin (travma yönetiminin başarısı ile) New York’ta vurulan bir sivilden daha çok yaşama şansı olması, trajik bir gerçekti.

Acil Tıp, işte bu sorunu, acil yardıma ihtiyaç duyulduğu anda hizmet sunamamayı, çözmek için ortaya çıktı. Sorunun büyüklüğünü görmenin yolunun, konuya dair yayınlara bakmak olduğu düşüncesi ile; bu yazıda biraz gerilere gitmek ve PubMed’de kayıtlı en eski dergileri tarayarak “Acil”den bahseden makaleleri süzmek istedik. Bahsettiğimiz dönem; 1840’tan 1920’ye kadar geçen 80 yıl.

Reyting Peşinde

Popülist yaklaşımlarla ününe ün katma peşinde olan meslektaşlarımız yalnızca çağımızın problemi mi? 1847’de The Medico-Chirurgical Review’da yayınlanan bir makale, hiç de öyle olmadığını gösteriyor. Prestijli ve koltuk sahibi bir hekim, sıradan vatandaşın “köy kahvesinde” cerrahi operasyonları nasıl yapabileceğini halk diliyle anlatan bir kitap yazarak, “reyting almayı” başarmış. Bahanesi, elbette halkın talep etmiş olması. 5 sayfalık makalede kitaba dair dehşet detaylara yer verilse de, makalenin bir ifadesi  sanırız 170 yıl sonra hala problem olmaya devam eden durumu anlatmaya yeter:

Reklam

“(Bu tarz kitaplar yazan) yazarların niyetleri ne olursa olsun, verdikleri zararlar aynı. Rahatlıkla söylenebileceği gibi; dünya, hilekarların entrikalarından, ahmakların sakarlıklarından çektiği kadar çekmiştir.”

 

Medikolegal Mevzular

1899’da The British Medical Journal’da yayınlanan “The Duties of the Medical Profession when Called in Sudden Emergencies” başlıklı makale, acil durumlarda hekimlerin sorumlulukları üzerine yazılmış olmasıyla dikkat çekiyor. Makale, sorgu yargıcı tarafından femur fraktürü nedeniyle acilen çağırılan bir hekimin, fakir olduğu anlaşılan bir hastadan ücret istemesi ve görevini yerine getirmesine rağmen hastanın birkaç gün sonra pnömoni (Belki de Pulmoner Emboli) nedeniyle hastanede hayatını kaybetmesi üzerinden; acil hizmet sunan doktorların ücret isteyip isteyemeyeceğini tartışıyor.

Diyelim ki, bir hastanenin hemen karşısında bir adam yere yığıldı ve hastaneye gelerek hastaya bakılmasını istediler. Hastanenin ise, görevli hekimin yerinden ayrılmamasını isteyen bir kuralı var. Hastanenin görevli hekimi, görevini bırakıp, yardıma gidebilir mi? Peki ya hekimin o esnada ilgilendiği hasta da bırakılamayacak kadar ağır durumdaysa? Hekimleri zor durumda bırakabilecek böyle bir tercih anı, Ocak 1909’da bir yazının konusu olmuş.

Travmada “Altın Saatler”

blank
“Acil Koğuşu”nda, yataklar kaldırılıp duvara yaslanabiliyor ve böylece boş alan oluşturulabiliyor.

Endüstriyel bölgelerde yaşanan kazalarda etkin acil hizmetlerin verilememesinin mortalite ve morbiditeyi arttırdığı, 1912 yılında yayınlanan bir makaleyle hatırlatılıyor ve yazar, dahasını yaparak bu bölgelere özel, tesisin sıcak su hatlarıyla ısınacak ve çevresini kuşatan sıcak su hattı ile daima sıcak kalacak bir “Acil Koğuşu”nun prototipini çiziyor. Amaç, yaralıların “hekim gelene kadar” ısı kaybından korunabilmesi. Yazarın şu cümleleri özellikle altı çizilesi:

Reklam

“Yazar öyle hastalar gördü ki, sadece olay yerinde şoka yönelik tedavi verilebilse ve yaraya kabaca bakım yapılabilse, hayatları kurtulabilir ve iyi maaşlar alabilirlerdi. Ancak bir nakil vasıtası bulabilmedeki güçlük ve açık bir sedye ile en yakın revirin olduğu kasabaya kadar soğukta taşınmak işi tersine çeviriyor. Kazaya bağlı, ağır olsa bile ölümcül olmayabilecek şok, öyle bir noktaya ulaşıyor ki; son umut, işçilerinin refahını düşündüğünü iddia edenlerin umursamazlığı nedeniyle ellerinden alınıyor.”

 

 

“Hazırlık”ın H’si…

blank
Her eve lazım…

1875 yılında John W. Bell tarafından Edinburgh Medical Journal’a gönderilen “Acil Trakeotomi” başlıklı bir yazıda, et parçası aspirasyonu sonrası solunum arresti gelişen bir hastada, bistüri ve makasla trakeostomi açılarak havayolunun sağlandığı, komplikasyon gelişmeyen hastanın bir ay sonra günlük yaşamına dönebildiği anlatılıyor.

1887’de, sonraları The Hospital and Health Review adıyla anılacak olan The Hospital gazetesinde “Doktor Gelene Kadar” başlığıyla kaleme alına bir makalede, böcek sokmalarından yıldırım çarpmasına, donmadan yabancı cisim aspirasyonuna kadar birçok konuda önerilere yer veriliyor.  Yıldırım çarpması için “ayağını sıcak tut, başını serin” tavsiyesi verse de, çoğu önerinin bugün aynen geçerli olması yeterince enteresan.

blank
Ayağını sıcak tut, başını serin…

1893’te yine aynı yerde yayınlanan ufak bir yazıda, tıbbi imkanlardan uzak bölgelere seyahat edecek olan kişilere yardımcı olacak bir “Acil Çantası”nın reklamı yapılıyor. Bantlar ve sargılar yanında tablet şeklinde ilaçların da yer aldığı bu çantadaki ilaçlar arasında, kinin başı çekiyor. Tabi yanında “Gezginler için Tıbbın ABC’si” kitabı da hediye.

Reklam

blank
Serum hazırlamak için salin solüsyonu. Steril hazırlanacak, damar yoluyla verilecek.

1906 yılında yayınlanan bir makale ise, “Ebeler doğum başladığını haber aldıklarında sakin sakin çantalarını alıp yola çıkabiliyorlarsa, hekimler neden böyle yapamasın?” diye soruyor ve acil durumlara müdahale edecek hekimlerin çoğunlukla gerekli antidotları yanlarında götürememelerinden veya trakeostomi yapabilecek malzemelerini yanlarına alamamalarından yola çıkarak bir Acil ve Antidot Çantası hazırlanmasını öneriyor. Üstelik içermesi önerilen ilaçları da tane tane listeliyor. O gün önerilen antidotların bir çoğu bugün kullanılmıyor olsa da, hekimlerin hazırlıklı olmaları yönündeki telkini oldukça anlamlı (Her nöbete başladığımızda ilaçlarımızı kontrol etsek mesela!).

19 Ocak 1901’de yayınlanan bir yazıda, dişçi koltuğunda solunum arresti geçiren bir vakanın otopsisinde sünger parçası aspirasyonunun görülmesi üzerinden, acil sağlık hizmetlerinin ve gerekli ekipmanların önemine vurgu yapılıyor.

1914 yılında yazılan bir yazı ise, acil hastanelerinde mutlaka bulunması gereken malzemelerden bazılarını açıklıyor. “Acil hastanelerini kuran kişiler, bunu genellikle sağlık personeline sormadan yapıyorlar ve sonrasında çeşitli problemler çıkabiliyor” diyor.

Yine 1914’deyiz. Savaş döneminde çok sayıda yaralının başvurusu beklenen bölge hastaneleri, yapılan hazırlıkları ve afet müdahale planlarını paylaşıyorlar. Savaş nedeniyle genç hekimlerin askere alınmasıyla oluşan boşlukta hekim kıtlığına giden ülkede, bu sorun üzerine neler yapılabileceği de tartışılmış. Savaştan kaçan Belçikalı mülteciler için hastane afet yönetiminde neler yapıldığı da bir başka yazıda anlatılıyor. British Medical Assosication tarafından hazırlanan bu yazı ise, bombardıman sonrasında tıbben yapılacaklarla ilgili planlamadan bahsediyor.

Reklam

Savaş elbette bir çok hammaddenin eksikliğine yol açıyor. The British Medical Journal’da bu konuda yazılan bir yazı, şeker ve gliserin yokluğu nedeniyle hazırlanamayan ilaçlar için yeni tarifler hazırlandığını duyuruyor.

Bir furbol müsabakasında futbolcunun ayağı kırılıyor. London Hospital’a götürülmek istenirken, bir başka hastaneye gitmek istediğini söyleyince, tutup oraya götürüyorlar. Orası da “Doluyuz” diyerek hastayı kabul etmiyor (Tanıdık geldi mi? Hayır tarih 2019 değil, 1917). Bu olay üzerinden, hastanelerin acil durumlara hazırlıklı olması gerektiğini vurgulayan bir başka yazı; “Afet ne kadar büyük olursa olsun, hastaneler buna hazırlı olmalı” diyor.

Sonuç

NIH’in efsanevi tıbbi yayın arşivinden, “acil” konusunda yayınlanan yazılardan bir derleme yapmaya çalıştım. Acil durumlara hazırlık, savaş şartları, travmada altın saatler, medikolegal konular, reyting peşinde koşanlar, “Doluyuz, başka hastaneye” diyenler gibi yazılara baktığımızda; bir çoğunu yüz küsür yıl sonra hala konuşuyor olmamız şaşırtıcı değil mi?

Her hekim yanında bir “acil ve antidot çantası” taşımak zorunda kalmıyorsa, “O hastanın parası yok, bakmam”, O hasta benim hastam değil, dokunmam” gibi bahanelerle hastalar yitip gitmiyorsa, acil tıp ve acil sağlık hizmetleri iyi ki var.

Akademik Bir Dergiye Makale Nasıl Gönderilir

blank

21.10.21’de Haldun Akoğlu tarafından güncellenmiştir.

Makalede sonuç bölümü nasıl yazılır? Referans ekleme ve benzeri konular daha önce acilci.net sayfalarında tartışılmıştı. Bu yazımızda yazılan bir makalenin akademik bir dergiye nasıl gönderileceği veya yükleneceği, ayrıca bu süreçte derginin bizden hazırlamamız için talep ettiği bölümlerden bahsedilecektir.

Akademik bir dergiye ilk defa makale göndermek veya aylarca uğraştığınız tezinizin yayınlanması amacıyla bir dergiye yüklenmesi, bunu ilk defa yapan kişiler için sisli bir yolda nereye gideceğini bilememek ile eş değerdir. Bu aşamada dünyayı değiştirecek bir yazı da kaleme almış olsanız, başlık sayfası (title page), kapak mektubu (cover letter) gibi belirli sistematik koşulları sağlamadan yazınızı akademik bir dergiye gönderemezsiniz. Başlamadan önce birkaç tanımı bilmekte fayda var;

Terimler

Manuscript/Article: Metin/Makale,

Author: Makale yazarı,

Corresponding author: Sorumlu yazar,

Reviewer: Makaleyi değerlendiren hakem,

Editor: Yazının kabul veya reddine karar verecek olan kişi, kısaca dergi yayın yöneticisi.

Hazırlık

Yazınızı göndermeden önce hedef seçtiğiniz derginin yazarlar için kılavuz bölümünü (Guide for authors veya Instructions to authors) iyi bir şekilde okumanız mutlaka önerilmektedir. Çünkü dergiler arasında da yazıların değerlendirme koşulları değişebilmektedir. Dergilerin bu bölümlerinde dikkat etmeniz gerekenler sıklıkla, yazı karakterinin seçimi, başlık sayfası, kapak mektubu ve başka nelerin yükleme sırasında zorunlu olduğu, ayrıca özetinizin kaç kelimeye kadar olması gerektiği, maksimum referans sayısı ve hatta derginin ilk değerlendirme sırasında ve/veya kabul sonrasında ücret talep edip etmediği gibi durumlardır. Bu yüzden bu bölümü dikkatli okumalısınız. Herhangi bir derginin, yazarlar için bilgi/kılavuz bölümünü eğer hayatınızda ilk defa okuyorsanız ve “Bu kapak mektubu da nedir? Başlık sayfası nasıl yazılır?” diyorsanız okumaya devam etmenizi öneririm.

Bu yazının amacı dergi seçimi olmasa da, makale gönderimi bölümüne geçmeden önce hedef derginizin, örneğin son sayısının, yazılarını gözden geçirmek faydalı olacaktır. Kaleme aldığınız yazının, dergi için uygunluğunu ve yayınlanan yazıların hangi formatta yayınlandığını kontrol etmek sizin yararınıza olacaktır.

Yine makale gönderimi ile ilgili bilmeniz gereken bazı kavramları bu aşamada bilmeniz gerekmektedir. Birincisi, çıkar çatışması (conflict of interest) kavramı. Yazarlar arasında çalışma sürecinde meydana gelen uyumsuzluklar veya sonuca ulaşmada ve/veya yorumlamada uyumsuzluk oluşması. Veya yazarlardan birinin çalışmanın sonucunu etkileyecek düzeyde kendisi, bir başkası veya bir kurumun çıkarları lehine karar verme ihtimali olması. Böyle bir durumun varlığı veya yokluğunu elektronik olarak sistem üzerinden yanıtlama yoluyla ve/veya kapak mektubunda yazı ile belirtmeniz istenecektir.

Reklam

Diğer kavram finansal destek (funding) kavramıdır. Çalışma için aldığınız fonlar veya finansal desteklerin varlığı veya yokluğunu elektronik olarak sistem üzerinden yanıtlama yoluyla ve/veya kapak mektubunda yazı ile belirtmeniz istenecektir.

Yayın hakları devir formu (disclaimer/ copyright transfer form), yazının haklarını (yayınlama, dağıtım v.b.) hedef dergiye verdiğinize dair gerekli formdur. Her dergi için özel olarak hazırlanmıştır ve dergi sisteminden indirilir. Yazınızın başlığı, yazarlar ve yazar imzaları genellikle bu formda yer alması gerekmektedir. Yazının yükleme aşamasında sisteme yüklenir.

Yazar katkı formu (author contribution statement), bazı dergiler tarafından talep edilir. Dergi sisteminden indirilebilir. Her bir yazarın makaleye ne tür bir katkısı olduğu bu forma eklenip makale gönderme esnasında sisteme yüklenir.

Kapak mektubu/ön yazı (cover letter), sadece editörün görebildiği ve editöre yazınız hakkında bazı temel bilgilerin iletildiği bölümdür. Temel olarak dergi editörünün yazınız hakkında ilk bilgi ve ön yargıya sahip olacağı bölümdür. Yazınızın kabul veya reddini kesin olarak etkilememekle birlikte yazınızın değerini arttırabilecek veya azaltabilecek bir bölümdür.1 Bu bölümde mutlaka olması önerilen alanlar şu şekildedir; Tarih, baş editörün ismi ve ünvanı, derginin ismi, yazınızın kısa sonucu ve hedef derginin okuyucuları için neden önemli olduğu, ayrıca yukarıda da belirttiğimiz şekilde yazıda herhangi bir çıkar çatışması olup olmadığı, finansal destek olup olmadığı ve mutlaka belirtilmesi gereken yazının daha önce başka bir dergide yayınlanmadığı ve aynı anda birden fazla dergide değerlendirme sürecinde olmadığı. Son olarak da sorumlu yazarın (dergi sistemine yazıyı yükleyen) ad-soyad, tam adres ve iletişim bilgileri yazının sonunda yer almalıdır. Örnek kapak mektubunu AŞAĞIDAN indirebilirsiniz.

Başlık sayfası (title page), yazınızın temel bilgilerini içeren bölümdür. En başta yazınızın tam başlığı, altında yazarların tek tek makalede yer alacağı sırasıyla tam isimleri, altında her yazarın kurum bilgileri, sorumlu yazar bilgileri, kısa başlık, özet ve makaledeki kelime sayıları, referans sayıları, finansal destek, çıkar çatışması ve yazar katkıları yine belirtilmelidir. Örnek başlık sayfasını AŞAĞIDAN indirebilirsiniz.

Reklam

Son olarak yazınızı hazırlarken eğer makalenizde tablo ve figürler varsa, bunların formatlarının ve ayrıca başlıklarının veya açıklamalarının (figure/table captions and legends) uygun hazırlanması birçok editör için önemlidir. Bunların nasıl hazırlanması gerektiği hedef derginin yazarlar için kılavuz bölümünde belirtilmekle birlikte sıklıkla istenilen yöntem; makalenizde yer alan kaynaklar bölümünden sonra yeni bir sayfaya “Tablo ve Figür Başlıkları/Açıklamaları” başlığını attıktan sonra ilk önce tabloların, sonra da figürlerin başlıklarını alt alta girilmesidir. Burada amaç ek görsellerin veya bilgilerin toplu halde hakeme ve editöre sunulmasıdır. Tablolar genellikle ayrı bir word dosyasına kaydedilir. Her bir tablo alt alta yeni bir sayfaya eklenir ve o tablonun başlığı yine tablonun üst kısmında da belirtilir. Tabloların resim formatında değil “word tablosu” formatında sayfalara eklenmesi gerekir. Figürler ise sıklıkla orijinal dosya şekilleriyle ve mümkünse yüksek çözünürlükte (300dpi), görüntü kalitesi uygun (örneğin fotokopi olmayan) ve JPEG, PNG, EPS veya TIFF formatında hazırlanması beklenir. Dosya şekillerinin de başlıkları kendi sıralamaları ile aynı şekilde “Figür 1, Figür 2, v.d.” olarak kaydedilir.

Tablo ve figür başlıklarının belirtilmesi
Tablo ve figür başlıklarının belirtilmesi

Dergi Sistemine Giriş

Eğer, hedef derginin yazarlar için bilgi/kılavuz kısmını okuduysanız ve bu bölümde istenen gerekli hazırlıkları tamamladıysanız sonraki adımınız dergi sayfasında yer alan makale gönder (submit a manuscript/an article) kısmına girmektir. Bu bölümde dergi sistemine kayıt olmanız istenmektedir. Nadiren bazı dergiler mail sistemi üzerinden yazınızı göndermenizi talep eder. Eğer dergi seçiminde emin değilseniz mutlaka bu konuda tecrübeli birine danışmanız önerilir. Çünkü sahte/fake dergilere (predatory journals) rast gelmeniz oldukça yıkıcı olabilir.23

Yazar için bilgi/kılavuz ve makale yükleme alanları
Yazar için bilgi/kılavuz ve makale yükleme alanları

Not: Görseller örnek olması amacıyla konulmuştur. Dergilerin website kullanımları ve yazarlardan makale yükleme için talepleri dergiler arasında değişebilmektedir.

Derginin yazar (author) paneline geçtiğinizde seçmeniz gereken kısım yeni makale gönder (start new submission) başlığıdır. Burada mutlaka dikkat etmeniz gereken bölüm ise her dergide makale yüklerken ilk seçmeniz gereken makale tipidir. Aşağıda makale tipleri yer almaktadır:

Reklam

Makale Türleri

Review article: Derleme makale türü olarak adlandırılır. Literatürde yer alan makaleleri derleyen ve bir sonuca varmaya çalışan makalelerdir. Sıklıkla dergilerin talebi/daveti ile yazılır fakat her zaman davet zorunlu değildir.

Original/Research article/paper: Orijinal araştırma makalesi/yazısı anlamına gelir. Bildiğimiz düzeyde, tezinizi veya araştırmanızı yazdığınız; özet, giriş, yöntem, bulgular, sonuç ve kaynak kısımlarını içeren makale tipidir.

Brief/Short article: Orijinal araştırma makalesinin daha kısa versiyonunu ifade eder. Dergilerin yazarlara bilgi kısmında, kısa makale kriterleri sıklıkla belirtilir (toplam kelime sayısı ve maksimum referans sayısı gibi).

Case report: Vaka/olgu sunumu olarak adlandırılır. Karşılaştığınız ilginç veya nadir vakaların dergiye yayınlanması amacıyla gönderilmesidir.

Clinical image: Olgu sunumlarının daha kısa versiyonu olan yazılardır. Radyolojik görüntülemelerin esas olarak ön plana çıktığı olgulardır.

Correspondence: Yazışma anlamına gelir ve bir konuda dikkat çekmek için yazılan ortalama bir sayfayı geçmeyen yazılardır. Yazarlar sıklıkla burada kendi çalışmalarının da kısa bir versiyonunu yazıya eklerler.

Letter to the editor: Editöre mektup olarak adlandırılan ve değerlendirme süreci kısa olan yazılardır. Yeni bulunan bir keşfi duyurmak, gündemdeki bir konu hakkında önemli bir fikir beyan etmek veya o dergide yayınlanan bir makale hakkında eleştiri, düzeltme önermek amacıyla yazılır.

Yeni makale gönderme
Yeni makale gönderme
Makale türünün seçilmesi
Makale türünün seçilmesi

Makale tipini seçtiğinizde bundan sonraki kısımlarda sıklıkla sizden yazının tam başlığını (full title), kısa başlık (short title-orijinal başlığın anlaşılabilir kısaltılmış versiyonu), özetini (abstract) ve anahtar kelimeleri (keywords) sisteme yazarak girmeniz istenir. Ardından yazarları girmeniz gerekecektir. Burada gireceğiniz bilgiler yazarları tanımlar ve girdiğiniz yazar sıralaması makalede yer alacak olan sıralama ile aynı olmalıdır. Yani makalede yer alacak olan ilk yazar burada da ilk yazar olmalıdır. Diğer önemli kavram da, sorumlu yazar (corresponding author) kavramıdır. Makaleyi dergiye gönderen ve makale yazarları ile dergi yöneticileri arasında iletişim ve yazışmadan sorumlu olan kişidir. Yazar sıralamasında nerede olduğu önemli değildir. Yazı basıldığında, bu kişinin iletişim bilgileri yazıda yer alır.

Yazar girişi
Yazar girişi

Bazı dergiler yazınız hakkında sizden hakem talep edebilmektedir. Eğer yazınız gönderdiğiniz dergi için ilginçse fakat değerlendirmek için uygun hakemleri yoksa bu durumda sizin önerdiğiniz hakemlere yazınız gidebilmektedir. Bu nedenle önerdiğiniz hakemlerin, hedef derginin seçme olasılığına karşı, akademik ünvanı olan kişiler olması önerilir. Bir de bu kişileri dergiye hakem olarak önerdiğinizi iletmeniz sizin adınıza faydalı olabilir.

Makale göndermenin son kısmı ise kapak mektubunun, başlık sayfasının, referansları içeren tam metin makalenin, tabloların, figürlerin, hak devir formunun ve yazar katkı formunun sisteme yüklenmesidir. Bu bölümlerin sıralaması veya ekstra başlıkların talep edilmesi dergiler arasında değişiklik gösterebilmektedir. Diğer önemli noktalardan biri de, tam metin makalesinde sıklıkla yazarların tam ad ve soyadlarının (baş harfleriyle belirtilmeleri hariç) belirtilmesi istenmez. Bunun nedeni ise hakemlerin yazıyı değerlendirirken taraf (bias) tutmamaları gerekliliğidir.

Reklam

Yayın kuruluna göndermeden önceki son aşama ise sisteme yüklediğiniz dosyaların son halinin pdf formatında sorumlu yazarca gözden geçirilmesidir. Birçok yazıda, son pdf gözden geçirme sırasında, hatalar fark edilerek tekrar yazarlar tarafından düzeltmeye gidebilmektedir. Son kontrol tamamlandığında ise yayın kuruluna gönder veya dosyayı onayla (approve manuscript) seçeneği ile uzun bir sürecin ilk başlangıcını atmış olursunuz.

Makale, kapak yazısı, başlık sayfası ve diğer belgelerin dergi sistemine yüklenmesi
Makale, kapak yazısı, başlık sayfası ve diğer belgelerin dergi sistemine yüklenmesi

Değerlendirme ve Revizyon

Bundan sonraki süreç ise maalesef sıklıkla bitmek bilmeyen bir bekleme süreci olarak karşımıza çıkmaktadır. Yazınızın ilk değerlendirme aşaması ön kontrol veya sekreterya kısmıdır. Burada yazınız dergi formatı açısından sekretarya tarafından değerlendirilir ve eğer eksik saptanırsa yazınız size geri gönderilir. Eksikler düzeltilerek tekrar yazınızı dergiye yüklemeniz gerekmektedir. Bu bölümde yeni bir makale yükleme sekmesini kullanmanız sıklıkla tercih edilmez. Eski makaleniz tekrar değerlendirme aşamasına alınır ve sizin buradan işlem yapmanız beklenir.

Düzenlenen (revize edilen) yazının tekrar dergi sistemine yüklenmesi
Düzenlenen (revize edilen) yazının tekrar dergi sistemine yüklenmesi

Bu aşamadan sonra editöryal değerlendirme yazınızı ya hakemlere gönderir ya da dergi için uygun olmadığını belirterek geri gönderir. Hakemlere giden yazı ise nadiren direk kabul edilir veya revizyon istenebilir. Bu aşama da diğer kritik noktalardan biridir, hakemler tarafından istenilen revizyonlar yazının büyük çoğunluğunun tekrar yazılmasına neden olabilir. Bazen de küçük değişiklikler yeterli olacaktır. Revizyonların uygun görülerek yapılması veya yazının bütününe uygun olmadığı gerekçesiyle yapılmaması yazarlara bağlıdır. Fakat her halükarda, revizyon mektubu (revision letter) yazmak yazarlar için zorunludur. Revizyon mektubunda her hakemin her bir yorumu için tek tek olumlu veya olumsuz bir cevap yazmak, yapılan değişiklileri tek tek belirtmek zorunludur. Yine ana metinde yapılan değişikliklerin sıklıkla renklendirilerek veya altı çizili olarak kayıt edilmesi ve tekrar yüklenmesi istenir. Bu aşamada makalenin yine dergi sisteminde “tekrar değerlendirme veya revizyon bekleyen” bölümünden devam edilerek yüklenmesi gerekir. AŞAĞIDAN örnek revizyon mektubunu indirebilirsiniz.

Makaleyi tekrar değerlendirmek üzere editöre gönderdiğiniz için ayrıca tekrardan revizyon kapak yazısı yazmanız gerekecektir. AŞAĞIDAN revizyon kapak yazısı örneğini indirebilirsiniz.

Yazınız doğru dergiye gönderilmiş ise veya yazınız hakemler tarafından değerli bulunursa çok büyük ihtimalle editör tarafından kabul edilecektir. Makalenizin kabul edildiği maili uzun süreler emek verdiğiniz bir yazı için yüzünüzde oluşan ilk mutluluk ifadesi olacaktır. Yayınlanmadan önceki son adım ise düzeltme (proofreading/ proof correction) kısmıdır. Dergi teknik ekibi tarafından makale görünümüne sokulan yazı, son kontrol için sorumlu yazara gönderilir. Burada yazar, yazı hataları, tablo ve diğer hatalar açısından yazıyı son kez kontrol eder ve kişiye gönderilen yönergeler doğrultusunda talep edilen düzeltmeleri teknik ekibe iletilir. Bu aşamadan sonra yazıda değişiklik yapmak artık mümkün olmayacaktır. Sonrasında ise yazınız makale sırasına sokulup online baskı veya derginin son sayısına çıkarılır. İşte o an, hissettiğiniz gurur yüzünüzde okunacaktır.


Kaynaklar

Kenar JA. Dear Authors: We Do Read Your Cover Letters. J Am Oil Chem Soc. 2016;93(9):1171-1172. doi:10.1007/s11746-016-2889-3

Pamukcu Gunaydin G, Dogan NO. How can emergency physicians protect their work in the era of pseudo publishing? Turkish Journal of Emergency Medicine. 2018;18(1):11-14. doi:10.1016/j.tjem.2017.11.001

Pamukcu Gunaydin G, Dogan NO. A Growing Threat for Academicians: Fake and Predatory Journals. JAEM. 2015;14(2):94-96. doi:10.5152/jaem.2015.48569

Makalelerde sonuç bölümü nasıl yazılır? Sayısal veri ve doğru bildirimi

blank

İstatistik ve metot ile ilgili yazı dizimize devam ederken özellikle sayısal verinin düzgün bildirimi ve genel bir tekrarı yönünde oldukça fazla talep gelmeye başladı. Her ne kadar istatistikden ziyade metodoloji ağırlıklı bir yazı dizisi şeklinde tasarlamış olsam da biraz “kenarda dursun” mantığıyla sayısal verilerin sunumu kısımlarını içeren temel istatistiğin girizgah kısımlarından biraz bahsedelim.

Sayısal verilerin sunumu makale yazımının en önemli kısımlarından biridir. Kelimelerle aranız ne kadar iyi olursa olsun, sayısal verileri genel geçer kurallara uygun şekilde yazmadığınız takdirde tam bir acemi gibi görünmeniz ve makalenize olan güveni tamamen kaybetmeniz gayet mümkündür. Forrow 1992 yılında yayınladığı makalesinde tanımlayıcı istatistiklerden biri yerine diğerini seçmenin makaleyi okuyan hekimlerin klinik kararlarını etkilediğini belirlemiş. Forrow’u haklı bulsam da, yanlış tanımlayıcı istatistik ve eksik bildirim şekli kullanan bir yazarın hakem-dergi-editör’den oluşan modern bermuda şeytan üçgeninin derinliklerinden kurtulabileceğine pek ihtimal vermiyorum. Bunun sebebi, yukarıda adı geçen üçlünün, makaleyi okuyan kişilerin bildirilen sayı ve sonuçların gerçekten ne anlama geldiğini anladıklarından emin olmak istemeleridir. Bu sebeple de bazı açıkça belirtilmeyen, gizli kurallara uymanız beklenir.

Her gizli kural gibi, bu kurallar da elbette ülkeden ülkeye ve yayınlanan dile göre değişkenlik gösterecektir. Ancak genel kaideler açısından belirli bir stile sahip olmak ve her dilde onu takip etmek en doğrusudur. Günümüzde bilim, tarım devrimi sonrasında olduğu gibi tek başına yapılan gözlemler ve buluşlardan ibaret değildir. Halihazırda pahalı ve zorlu olan araştırmalar dünyanın dört bir yanında farklı araştırmacılar tarafından birbirlerini destekleyen ve devam ettiren şekilde yapılmaktadır. Bu sebeple de bilim çok dillidir. Bilim dilinin ne olduğu, hangi dilde makalelerin yayınlanması gerektiği gibi retorik tartışmalar yıllarca ülkemizde de devam etmiş olsa da, önemli olanın bildirilen dil değil içerik ve araştırmanın değeri olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Bu nedenle, yayınların mümkün olan en fazla kişiye ulaşması ve en anlaşılır şekilde hazırlanması bir zaruriyettir. Muhtemelen kendi dilimizde yazdığımız bir makalenin 80 dilde tamı tamına yazdığımız anlamda otomatik olarak çevirileceği, cep telefonunuzun otomatik olarak konuşmanızı simultane olarak dönüştüreceği günler çok yakın. Ama yine de, o zamana kadar, bilim adına en fazla kişiye ulaşmak için yazılarınızı İngilizce olarak bir dergide yayınlayacağınızı, ya da uluslararası bir sempozyumda İngilizce bildireceğinizi düşünerek bu dilde sayısal verileri bildirmenin inceliklerinden bahsedeceğim.

Bazı temel bilgileri hatırlayalım
  • Sürekli değişken: Ölçümle ifade edilen sayısal değişkenler. Grafiksel olarak gösterildiklerinde her sayıyı alabilecek, sadece sabit noktalarda birikmeyen veriler.
    • Yaş (ama gün, saat, dakika düzeyinde ise), ağırlık (sadece kg olarak değil, g hatta mg cinsinden ölçüldüyse), boy (mesela metre değil de, cm hatta mm cinsinden ölçüldüğünde), CRP düzeyi gibi.
    • Yaş, ağırlık, boy gibi ölçümler aslında sürekli olsalar da yıl, kg, metre gibi daha kaba ölçeklerle bildirildiklerinde ordinal (sıralı) değişkene dönüşürler. Ama normal dağıldıkları sürece (ki bu konuya ayrı bir yazıyla değineceğiz) yine de sürekli değişken gibi bildirmeye devam ederiz.
  • Kategorik (nominal) değişken: Gruplarla ifade edilen ve her sayının aslında bir grubu ifade ettiği değişkenler.
    • Cinsiyet (erkek/kadın), obezite durumu (obez/değil), HT varlığı (var/yok), San Fransisko Senkop Riski (Düşük/Orta/Yüksek), Travma mekanizması (düşme/ADTK/AİTK/ASY/diğer) vb gibi.
    • Binom değişken: sadece 2 gruptan oluşan kategorik değişkenler. Cinsiyet (erkek/kadın), obezite durumu (obez/değil), HT varlığı (var/yok)
    • Ordinal değişken: birbiri ardına mantıklı bir sıralamaya dayanan gruplandırılmış değişkenler. San Fransisko Senkop Riski (Düşük/Orta/Yüksek), eğitim durumu (ilk/orta/lise/üniversite), GKS (3/4/5/…/14/15) ya da GKS (hafif/orta/ağır) gibi
  • Tip 1 hata: Belirlenen farkın şans eseri anlamlı bulunma ihtimali, alfa değeri.
  • Tip 2 hata: Gerçekte fark olmasına rağmen bu farkın belirlenememe ihtimali.
  • Güç: 1 – Tip 2 hata. Çalışmanın gerçekte var olan farkı belirleyebilme, yanlışlıkla fark yok dememe ihtimali.
Bazı temel matematiksel bilgileri de hatırlamakta fayda var
  • Pay: Kesirli sayılarda üstteki sayı
  • Payda: Kesirli sayılarda alttaki sayı
  • Anlamlı basamak: Ondalık sayılarda virgülden sonraki basamak sayısı.
  • Yuvarlama: Yuvarlama yapılırken basamakta sayı 4 ve altındaysa bir üst basamak aynı bırakılır, 5 ve üstündeyse 1 üste yuvarlanır.
    • 22,4 » 22;
    • 22,66 » 22,7;
    • 110,445 » 111 gibi.
  • Türkçe ve Fransızca’da ondalık sayılar virgül (,) ile binler basamakları nokta (.) ile ayrılır, yüzde ve para işaretleri sayının sonuna konulur. İngilizce’de ise ondalık sayılar nokta (.) ile binler basamakları virgül (,) ile ayrılır, yüzde ve para işaretleri sayının başına konulur. Türkçe’de %54,8 ve 115.500 TL, İngilizce yazarken 54.8% ve TL115,000 olarak belirtilmelidir. 
Sayısal kesinlik
  • Bildirdiğiniz tüm sayılar uygun kesinlik derecesiyle bildirilmelidir. Ortalama yaşam beklentisini 22,345 yıl olarak vermenin, 22 yıl olarak vermeye tercih edilmesini gerektirecek mantıklı ve pratik bir sebebi yoktur. Aksi gerekmedikçe ondalık sayılarda 2 anlamlı basamaktan fazlasını vermeye gerek yoktur.
  • Sayısal veriler sunulurken yuvarlanmış olsa dahi analiz edilirken en ayrıntılı halleriyle analize dahil edilmelidir. Bölümde Duyarlılık ve Özgüllükle ilgili örnek hesaplamaları yaparken sayıları yuvarladığımızı farketmişsinizdir. Ancak olabilirlik olasılıklarını hesaplarken yuvarlanmış sayıları kullansaydık +LR 10,6 çıkacakken kesin sayıları kullandığımız için 11,4 olarak bildirdik.
  • Klinik araştırmalarda bildirilen ondalık sayılarda 3 ya da daha fazla anlamlı basamak kullanmak nadir birkaç durum dışında tamamen gereksizdir. Örneğin, p değeri ne olursa olsun p<0,001’den daha ufak şekilde ifade etmenin genelde pek bir anlamı yoktur.

 

Sayısal Veri, Özetlenmesi ve Tanımlayıcı İstatistikler

Tüm çalışmalarda hastalardan (ya da deneklerden) elde edilen verilerin her hasta için tek tek bildirilmesi yerine çalışmada yer alan tüm grubun toplu bir değerini yansıtan tanımlayıcı istatistiklerinin verilmesi tercih edilir. Bunun sebebi 5000 tane hastanın tek tek kan basınçlarını vermenin pratik olmaması değil, aslında herhangi bir anlam ifade etmemesidir. Biz, çalışmaları, toplumdaki bir gerçeği tespit etmek amacıyla yaparız. Bu gerçek, 2 ilacın etkinlikleri arasındaki farkın büyüklüğü olabileceği gibi, belli bir hastalığa yakalananların beklenen ortalama sağkalım süresi, ya da diyabetin post-op yara enfeksiyonu riskini ne kadar artırdığı olabilir. Amaç, olabildiğinde toplumu yansıtan bir grup hastada tek tek yaptığımız ölçümleri biraraya getirerek toplumdaki hasta olmayan herhangi bir kişi için olasılıkları hesaplamaktır. Bu sebeple de bildireceğimiz sayılar ölçümleri yaptığımız çalışma grubumuzu temsil ettiği kadar (bundan sonra örneklem diyeceğim) aslında esasında bulmak istediğimiz toplumdaki asıl değer hakkında da fikir vermelidir.

Yukarıda da belirtiğimiz şekilde sürekli ve kategorik değişkenler için verileri nasıl özetleyeceğimizi daha ayrıntısıyla görelim:

Sürekli değişkenlerin bildirilmesi

Yaş, boy, ağırlık, CRP düzeyi gibi sürekli bir değişkeni bildirmek için mutlaka merkezi ağırlık ve dağılımlarını gösteren ölçütleri de bildirmelisiniz.

Değişken normal dağılıma uyuyorsa (az sonra bahsedeceğiz) ortalama ve standart sapması ile örneklemin tanımlayıcı istatistiği, ortalama ve %95 güven aralığı ile de toplumdaki kesinliği gösterilmekte olup, yerine göre her ikisi de verilmelidir. Tanımlayıcı istatistiklerde ortalama (ve standart sapma-SS) verilirken, karşılaştırmalarda ortalama (ve %95’lik güven aralığı-GA) verilmelidir.

  • Ortalama, verilerin toplanıp veri sayısına bölünmesi ile hesaplanır.
  • Standart sapma varyansın kareköküdür. Hesabına burada girmeyeceğim. Ancak her bir verinin ortalamadan ne kadar uzak olduğunun tek tek hesaplanması ve toplanması ile elde edilen bir çeşit veri olduğunu belirtelim. Dolayısıyla veri setinin ne kadar dağınık olduğunun göstergesidir. Standart sapmanın bizim için en önemli kısmı, verinin 2/3’ünün ortalamadan 1 SS uzaklıkta, %95’inin 2 SS uzaklıkta olmasıdır.

Normal dağılıma uymayan değişkenler için medyan ve interkuartil aralık (İKA ) verilmelidir.

  • İnterkuartil aralık 25 ve 75. persentile karşılık gelen değerlerin kendileri (örneğin 45-75) ya da aralarındaki fark (mesela 30) olarak bildirilebilir.
  • Bunun hesabında veri önce büyükten küçüğe doğru sıraya sokulur. Persent yüzdelik dilim anlamına gelir. Dolayısıyla 25. persentil %25’lik dilimdeki değer olarak düşünebiliriz. Eğer çalışmamız 100 vakalık ise 25., 40 vakalık ise 10., 200 vakalık ise 50. sıradaki değer 25. persentile karşılık gelir. Aynı şekilde 75., 30., ve 150. sıradaki değerler de 75. persentildeki değerdir. Dolayısıyla 25. ve 75. persentildeki değerler arasında çalışmamızdaki vakaların yarısı bulunur. Ya da vakaların %75’inin 25. persentildeki değerden büyük olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin şu şekilde 18 vakadan oluşan bir veri setimiz olsun (mesela hastaların yaşları):

    2 7 12 14 16 22 24 26 28 28 29 30 33 38 45 56 98 100

    Sıraya dizili bu hastaların medyan yaşı kaçtır? Medyan, aslında 50. persentildir. Dolayısıyla en ortadaki vakanın değeri bizim medyan değerimizdir.

    2 7 12 14 16 22 24 26 28         28 29 30 33 38 45 56 98 100

  • 18 vakamız olduğundan ve bu sayı çift sayı olduğundan tam ortada kalan bir vaka yoktur. O zaman 9. ve 10. vakaların (yani 28 ve 28 değerlerinin) ortalamalarını alırız. Bu ortalama 28 olup, bu hasta grubunun medyan yaşını ya da 50. persentili gösterir.
  • 25. persentile karşılık gelen noktada 16 değerini, 75. persentilde de 38 değerini görüyoruz. O zaman medyanı 28 olan ve interkuartil aralığı 16-38 ya da 22 olan bir çalışma grubumuz var.
  • En küçük hastamız 2 en büyüğü 100 yaşında olup aralarındaki fark 98 yaştır. Bu da aralık (range) olarak ifade edilen dağılım ölçütüdür.
  • Aralık (bu seride 98 yıl) vakaların nasıl dağıldığını sayısal olarak bize göstermekte yetersizdir.  Vakaların hepsi 98 yıllık bir aralıkta yer alsa da yarısı sadece 22 (İKA) yıllık bir fark arasında yer almaktadır. Dahası 25 persentil olan 16 yaş ve medyan değer olan 28 yaş arasındaki 12 yaşlık aralıkta vakalarımızın dörtte biri, 75. persentil olan 38 ile medyan olan 28 yaş arasındaki 10 yaşlık kısımda da yine %25’i yer alıyor. En alt 25’lik ya da 1. çeyreklik dilimde 16-2 yaş yani 14 yaşlık aralıktaki bir hasta grubu varken, en üst dilimde 100-38 yani tam 62 yaşlık bir genişliğe sahip hastalar mevcuttur. Buna göre ilk 3 çeyrek grupta hastaların nispeten dengeli olarak dağıldığını (14, 12, 10 yıl) ama 4. çeyreğin dağılımı bozduğunu söyleyebiliriz (62 yıl). Buna göre bu dağılım normal ve dengeli olmaktan uzaktır.
  • Eğer tüm verileri toplayıp 18 vaka sayısına bölersek de aritmetik ortalamayı elde etmiş oluruz. Bu değer tam olarak 33,78 yıldır. Tamamen normal şekilde dağılmış bir veride medyan ve ortalama değerler aynı olaaktır. Halbuki örneğimizde aralarında 5 yıllık bir fark vardır.

Normal dağılım Histogram adı verilen frekans grafikleri ile gösterilir

  • Normal dağılım aşağıdaki 2 grafikte noktalı çizgilerle belirtildiği şekilde çan eğrisine benzer bir dağılım eğrisidir. Farklı bir yazı ile ayrıntısına girecek olsak da normal dağılımın en azından simetrik olması gerektiğini burada söyleyebiliriz. Simetrik olmayan veriler tek tarafa yatık bir dağılım gösterir ve normal dağılıma uymazlar. Normal dağılıma uymayan verilerin özetlenmesi ve istatistiksel analizlerde kullanılabilmeleri için ya dönüştürülmeleri (transformasyon) ya da parametrik olmayan testlerle karşılaştırılmaları gerekir. Ayrıca özetlenecekleri zaman normal dağılıma uyan verilerle aynı şekilde bildirilemezler.
  • Aşağıdaki ilk grafiğin normal dağılıma uyduğunu ikincinin ise uymadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

blank

  • İkinci grafik yukarıda verdiğimiz örneğe ait frekans grafiğidir. Her turuncu kutu belirlediğimiz aralıkta (burada 10 yıllık dilimler) kaçar vaka yer aldığını göstermektedir.
  • Sayılar istenilen büyüklükte dilimler ile gruplanır. Her grupta kaç tane vaka olduğu sayılır. Bu sayılara frekans adı verilir. Bunların grafiksel gösterimi de histogramdır.  Aşağıdaki grafikte kutuların boyutu yukarıda her dilim için saydığımız sayıları göstermektedir.
  • Normal dağılımın simetrik ve çan eğrisine benzer şekilde olduğunu söylemiştik. Görsel açıdan aşağıdaki grafiğin normal olmadığını, bir ucunun uzun olduğunu söylebiliriz.  Bu ucu bize göre ekranın sağında kalan kısımdır. Tıpkı tomografi ya da direk grafide olduğu gibi bizim sağımız görselin soludur. Dolayısıyla bu grafiğin sol ucu uzundur.

2 7     12 14 16     22 24 26 28 28 29      30 33 38     45     56      98     100

  2             3                          6                             3              1          1         1        1

blank

Normal dağılsalar da dağılmasalar da, sürekli değişkenlerin dağılımlarının grafiksel olarak gösteriminde klasik Tukey kutu-çizgi grafiği (box-plot) tercih edilir.

  • Aşağıda gösterilen varyasyonunda en orta çizgi medyan, kutunun kenarları %25 ve %75 persentiller, yani kutunun tamamı interkuartil aralık, çizginin uçları da aşırı ve aykırı değerler dışındaki en düşük ve yüksek değerleri temsil etmektedir.
  • Aykırı değer (outside value) interkuartil aralıktan (İKA), interkuartil aralığın 1,5 katından daha uzak değerler; aşırı değerler de İKA’dan İKA’nin 3 katından daha uzak değerler olarak tanımlanır.
  • Aykırı değerler (şekildeki gibi) yuvarlak ile, aşırı değerler ise yıldız ile gösterilir.

blank

  • Yukarıdaki örneğimizi devam ettirdiğimizde aşağıdaki box-plot grafiğini çizebiliriz. Medyan 28, 25p 16, 75p 38 değerli ortadaki çizgi ve kutunun kenarlarını sınırlamaktadır. İKA 22 olduğuna göre medyan değer olan 28’e İKA’nın 1,5 katı olan 33’den daha uzak değerler alt sınırda -5 üst sınırda ise 61’den büyük değerler olmalıdır. -5’den küçük yaş olmayacağından alt sınırda aykırı değerimiz yoktur ve alt çentik aykırı değerlerden sonraki en düşük değer olan, serinin en küçük değeri olan 2’yi göstermektedir. Üst sınırda ise 61’den büyük 2 değer vardır 98 ve 100. Bunlar yuvarlar işaretlerle belirtildikten sonra geri kalanlar içindeki en büyük değer olan 56’dan da üst çizgi çizilmiş ve box-plot grafiği tamamlanmıştır. Bu grafik dağılım açısından bize çok daha fazla bilgi vermektedir.

blank

Paket program ile döküm alınması

  • Yukarıda anlattıklarımızın hepsini aslında bir istatistik paket programı (burada medcalc kullanılmıştır) size tek bir tıklama ile aşağıdaki gibi bir döküm halinde verecektir. Ama bunu başta söyleseydim hiçbiriniz bu kısımları okumazdınız.

blank

  • Yukarıda nasıl hesaplandığından bahsetmediğimiz (ve hiçbir zaman da bahsetmeyeceğimiz) en önemli veriler ise bu dökümde gördüğünüz
    • %95 güven aralıkları (medcalc ile medyan ve İKA’lar için de %95 güven aralığı hesaplandığına dikkat edin) ve
    • Shapiro-Wilk normalite testi sonucudur.
  • %95 güven aralığını bir örnek ile açıklayalım:  Metastatik kolon kanseri sonrası 1. basamak A kemoterapisi sonrası progresyonsuz sağkalım süresi 40 hastalık çalışma örneklemimizde medyan 16 ay olabilir. Ama esas ilgilendiğimiz ve merak ettiğimiz değer bizim 40 hastamız değil, Türkiye’deki tüm metastatik kolon kanseri sonrası 1. basamak A kemoterapisi alan hastaların medyan progresyonsuz sağkalım süresidir. Eğer 40 kişilik 100 farklı örnek ile aynı çalışmayı tekrarlarsak, normal dağılan bir örnek için 95 keresinde progresyonsuz sağkalım süresi ortalamasının hangi 2 değer arasında olabileceğini hesaplayabiliriz. Buna %95 güven aralığı diyoruz. Böylece çalışma örneklemi yerine toplumdaki gerçeği tahmin etme gücümüzü bir şekilde okura da belirtmiş oluyoruz.
  • Bu dökümde de rahatlıkla görüleceği üzere medyan 28, 25 ve 75. persentiller de 16 ve 38’dir. Shapiro-Wilk testi bu veri setinin dağılımını normal dağılım ile karşılaştırmış ve aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğunu göstermiştir (P=0.0021).

Tüm bu öğrendiklerimizle tanımlayıcı verileri nasıl bildireceğimizi toparlayalım:

  • Normal dağılan sürekli bir değişkenin tanımlayıcı istatistiği verilirken “Ortalama (SS) CRP düzeyi 12,8 (4,2) mg/dl’dir” şeklinde ifade edilmeli, öngörülen bu ortalamanın toplumdaki kesinliği ifade edilirken ise “Ortalama (%95 GA) CRP düzeyi 12,8 (%95 GA: 11,98;13,62)” şeklinde belirtilmelidir.
  • İlk ifade örneklemin (yani çalışmayı yaptığımız grubun) ortalamasını ve değişkenliğini gösterirken, ikinci ifade aynı çalışmanın 100 kez farklı örneklemlerde yapılmış olması durumunda 95 kez ortalamanın hangi aralıkta olacağını gösterir.
  • Ortalama ± SS (%95 GA) şeklindeki ifade ise her ikisini birden kısa yoldan göstermek için kullanılsa da karışıklık yaratacağından tablolar gibi yer kısıtı olan yerler dışında öncelikli olarak tercih edilmemelidir. Edilecekse bile her sayının hangi anlama geldiği en azından metot kısmında mutlaka belirtilmelidir.
  • Normal dağılmayan değişkenler bildirilirken “antikor titresi medyan (interkuartil aralık-İKA) değeri 100 ng/ml (61-159 ng(ml) olup 25 ile 347 ng/ml arasında değişmektedir” şeklinde ifade edilmeli ve medyan ile İKA gibi dağılım ölçütleri bildirilmelidir.

 

Sürekli değişkenlerin bildiriminde dikkat edilecek hususlar

Sürekli değişkenleri, ortalama ve ortalamanın standart hatası (standard error of mean) ile göstermeyin.

  • Ortalamanın standart hatası (SH ) tahmini toplum ortalamasının keskinliğinin bir ölçütüdür.
  • Standart Sapma (SS ) ise örneklem ortalamasının çevresindeki değişkenliğin bir ölçütüdür.
  • SS tanımlayıcı bir istatistiksel ölçüt iken SH değildir.
  • SH, SS’den daha küçük olduğundan bazı yazarlar bu sayıyı ortalamalar ile verme eğiliminde olup, bu yaklaşım tamamen hatalıdır.
  • Bir örneklemden elde ettiğimiz ortalamadan toplumun ortalamasını öngörmeye çalışırken %95’lik güven aralığı ile beraber veririz. İşte, ortalamanın toplumdaki güven aralığını bulurken, normal dağılımın %97,5 ve %2,5 kuartillerine denk gelecek şekilde standart hatanın 1,96 katını ortalamaya ekleyerek buluruz.

Değişkenlerin tanımlayıcı istatistiklerinde Ortalama (SS) şeklindeki gösterimi sadece normal ve yaklaşık olarak normal dağılıma sahip örneklemlerde kullanın. Normal dağılmayan örneklemlerde tanımlayıcı istatistikleri medyan ve İKA ile ifade edin.

  • Siz bir veriyi ortalama (SS) olarak bildirdiğinizde, okuyucular bu değişkenin normal dağıldığını kabul ederek vakaların %68’inin ortalamanın 1 SS kadar altı ve üstü arasında olduğunu, 2 SS kadar uzağındaki kısımda %95’inin ve 3 SS kadar uzağındaki aralıkta da %99’unun yer aldığını kabul ederler.
  • Bu, Gauss dağılımı ya da Çan eğrisi şeklindeki normal dağılımın standart özelliğidir.
  • Poisson ya da ki-kare dağılımı gibi dağılımlar da ortalama (SS) ile ifade edilebilse de, bu dağılımlar genel okuyucu tarafından bilinmez ve anlaşılmaz. Dolayısıyla da normal dağılıma uyan haller dışında sadece medyan ve İKA bildirilmelidir.

Ortalama (SS), kaynaklandığı veriden en fazla 1 ondalık basamak daha fazla basamak içermelidir.

  • Eğer 18, 21, 33, 35, 42 gibi sayılardan oluşan CRP değişkeni bildiriliyorsa ortalama (SS) 29,8 (10,0) şeklinde ya da ortalama (%95 GA) 29,8 (17,3; 42,3) şeklinde ifade edilmeli ve daha fazla basamak eklenmemelidir.

Negatif değerlerin olmadığı bir değişkende, ortalamanın yarısından daha büyük bir SS varsa normal dağılım yoktur ve medyan (İKA) ile bildirilmelidir.

  • Ortalama (SS) değerleri 35,0 (24,3) şeklinde olan bir değişken bildirildiğinde okuyucu vakaların %95’inin değerinin 2 SS aralığında olacağını hesaplayacaktır (bu değer %95’lik güven aralığı değildir, örneklemdeki vakaların %95’inin değerlerinin hangi aralıkta olduğudur).
  • Hesaplama yaptığımızda vakaların %95’inin sahip olduğu değerin -13 ile 83 arasında olacağını görebilirsiniz. Eğer bu değişken negatif değerler alamayan bir değişkense dağılım normal olamaz. Bu sebeple de SS ortalamanın yarısından büyük, ya da 2 SS en fazla ortalama kadar olan değerlerde bu şekilde gösterim uygundur. Bunun dışındaki durumlarda hakemler ve okuyucular normal dağılmayan bir değişkeni ortalama ile verdiğinizi hemen fark edeceklerdir.

Ortalama (SS) ifade ederken ± işaretini kullanmayın.

  • Tanım gereği zaten SS ortalamanın her iki kısmında simetrik olarak vakaların dağılımının göstergesidir, ± işareti ile gösterilmesi gereksizdir.
  • Ayrıca ± işaretinden sonra verilen değerin SS mi SH mi yoksa %95 GA mı olduğu belirtilmediği sürece kesin olmayıp karışıklık yaratacaktır.

 

Çıkarımlar ve güven aralıkları

Hem örneklemin hem de popülasyonun tüm birincil karşılaştırmalarında sonucun anlamlı olup olmamasından bağımsız bir şekilde %95 güven aralıkları verilmelidir.

  • Eğer iki ortalama birbiriyle karşılaştırılıyorsa en doğru gösterim ortalamalar arasındaki fark ve bu farkın %95 güven aralığının verilmesidir.
  • Örneğin, “X ilacı kan basıncını ortalama 8 mmHg (%95 GA: 2 ila 14 mmHg) azaltmıştır”. Böyle bir gösterimde p değerine gerek olmayıp, çoğu A sınıfı dergi bu şekilde gösterimlerde p değerini istememektedir.

Grup ortalamaları arasındaki farkın (ya da aynı grubun ardışık ölçümleri arasındaki farkın) %95 güven aralığı 0 değerinden geçmediği (içermediği) sürece aradaki fark p değeri en fazla 0,05 olacak şekilde istatistiksel olarak anlamlıdır.

%95 GA odds oranı (OR) ya da risk oranına (RR) ait ise, 1 değerinden geçmediği (içermediği) sürece aradaki fark p değeri en fazla 0,05 olacak şekilde istatistiksel olarak anlamlıdır.

 

Kategorik verilerin bildirilmesinde dikkat edilecek hususlar

Yüzdeleri bildirirken mutlaka parantez içinde pay ve payda değerlerini de vermelisiniz

  • %25 (650/2598), %33 (90 hastadan 30’u) veya 16 tavşanın 12’si (%75) gibi.

Yazdığınız yüzdelerin payda kısmında hangi sayıyı kullandığınızı mutlaka tekrar tekrar kontrol edin.

  • Örneğin, “1000 hastanın 500’ü erkek (%50) olup, bu 500 erkeğin 250’sinde KAH (%50) mevcuttu.” önermesinde aslında toplam örneklemin 250/1000, %25’i hem erkek hem de KAH hastasıdır.

Örneklem boyutunuz 100’ün altındaysa yüzdeleri tam sayı olarak, 100’ün üstündeyse 1 ondalık basamak ile bildirin. Eğer 20’den az hasta varsa yüzde yerine sayı verin.

  • “Bu çalışmadaki hastaların %33’ü şifa ile, %33’ü sekelli olarak taburcu edilmiş olup diğer hasta çalışmaya katılmaya onam vermemiştir.” gibi bir cümle hakemlerinizi çok eğlendirse de yazınızın kabulüne pek katkı sağlayacağını söyleyemeyiz.

Yüzdesel değişiklikleri rölatif olarak bildirmek istiyorsanız daima ilk değere göre bildirmelisiniz.

  • Kullanacağınız formül şeklinde olmalıdır. Eğer elde ettiğiniz sayı negatif yani azalma yönündeyse sayının önündeki negatif işaretini atıp hesapladığınız sayısı azalma olarak bildirin. Mümkünse de hiç rölatif bildirim yapmayın.
  • Kan basıncının 100’den 120’ye çıkması %20 artış ifade ederken, 100’den 80’e düşmesi %20 azalma ifade eder.

Oran, orantı ve yüzdelerin payda kısmında ne ifade edildiğini mutlaka açıklayın.

Örneklem büyüklüğü grafik kullanılmasını haklı çıkaracak kadar büyük olmadığı sürece kategorik değişkenleri metinde özetleyin ve grafik kullanmayın.

  • Sadece yüzdesel veri ifade eden pay ya da bar grafikleri yazınızı ucuz gösterecektir.

Sürekli bir değişkeni ordinal (sıralı) kategorilere böldüyseniz, eşik değerleri niye seçtiğinizin sebebini ve bu eşik değerlerin neler olduğunu mutlaka belirtin.

  • En sık yapılan hatalardan biri yaş gibi sürekli bir değişkeni 10’arlı yaş gruplarına bölerek kategoriler halinde bildirmektir. Epidemiyolojik çalışmalarda belki tarihsel anlamı ve eski verilerle karşılaştırılabilirliği açısından anlamı olsa da, özellikle klinik araştırmalarda tam tersine veri kaybına yol açan hatalı bir uygulamadır. Mümkünse sürekli bir değişkeni asla kategorik hale getirmeyin.

Ordinal değişkenlerin tanımlayıcı istatistiklerinde sürekli değişkenmiş gibi ortalama (SS) bildirmeyin.

  • Pnömoni Ağırlık Skoru 1=hafif, 2=orta, 3=ağır, 4=şiddetli olarak kodlanmış ise ortalama pnömoni ağırlık skoru 2,3 olarak ASLA bildirilemez. Her ne kadar bu veriler sıralı olsa da, sıraların arasındaki uzaklık eş değildir.
  • Aynı şekilde Glasgow Koma Skoru (GKS), Injury Severity Skoru (ISS) gibi skorların bildirimlerinde her kategorinin frekansı ve modal skor (yani en fazla skoru alan kategori) bildirimi daha uygundur. Ordinal olsalar da normal dağılan 10 ya da 7 üzerinden memnuniyet seviyesi ya da yaş gibi (aslında yaşı yıl olarak aldığımızda sürekli değil ordinal bir değişkendir, ara değerler yoktur) değişkenlerin ortalamalarının bildirilmesi daha kabul edilebilir bir uygulamadır.

Hemen akabinde gelecek bu serinin 2. yazısında bildirim şekillerinin daha ayrıntılarına ineceğiz.