Skip to content

Hekimler için Sosyal Medya Etiği

blank
Reklam

Sosyal Medya kullanmayanımız var mı? Bu soru, bugün için saçma bile sayılabilir. “Elbette” demeyecek kaç kişi çıkar ki? Kullanmak ne kelime, birçoğumuz uyandığımız anda “tiryaki” gibi telefonlarımıza sarılıyor ve ilk işi olarak “neleri kaçırdığımıza” bakıyoruz. Endonezya’da yaşanan 4 şiddetindeki bir depremi, Twitter’da troll ordularının kıran kırana tutuştukları günün “meydan savaşı”nı kaçırsanız kişisel veya profesyonel hayatınızda hiçbir şey kaybetmeyeceğinizi bilmenize rağmen, takip edemeyeceğinizi düşününce bile ödünüz kopuyor olmalı. Bu durumun bir adı bile var: FOMO. İngilizce açılımıyla “Fear of Missing Out”, Türkçesi ile “olan biteni kaçırma korkusu”

Bu bağımlılık; size, bize özel bir durum değil. Milyar dolarlarla oynayan sosyal medya şirketlerinin deney laboratuvarında, hassas ölçümler ve “aralıklı olumlu pekiştirme”yi de içeren sürekli geri beslemelerle hazırlanan devasa projelerin gönüllü denekleriyiz sonuçta. Twitter hesabım 2009 yılından beri 12.000’den fazla mesaj paylaştığımı söylüyor örneğin. Web ile uğraşanlar onaylayacaktır; fotoğrafıyla, videosuyla, beğenisiyle, hesap hareketleriyle, internette sadece bir kişinin verisini saklamak bile ciddi bir maliyet. Twitter bunu 2021 yılı itibariyle 206 milyon hesap için ücretsiz olarak her gün yapıyor (Türkiye, en çok Twitter hesabı olan 7. ülke). Kimsenin kimseyi bedava bir şey vermeyeceği bir dünyada, ne kadar iyiliksever şirketler var, değil mi?

Sosyal medyanın ortaya çıktığı erken dönemde; kuralsız, kanunsuz, sınırsız bir dünyanın kapılarının açıldığını sanan kitleler, gerçek hayatta eksik hissettikleri her şeyi, internet üzerinde yapabileceklerine inandı(rıldı)lar. İnternetin ve takip eden dönemde sosyal medyanın en büyük sloganı ve “reklam yüzü” buydu çünkü: “Özgürsünüz.”

İnternetin tarihi üzerine kısa bir okuma yapmak bile, bunun en hafif söyleyişle eksik ve naif bir ifade olduğunu gösterecektir kuşkusuz. Evet, ABD savunma sistemi için geliştirilen ARPANET’ten köken alan internette, hiç bir denetime takılmadan (!) istediğinizi söylemekte ve yapmakta özgürsünüz. Ancak bir takım sonuçlarına katlanmak kaydıyla… Tıpkı gerçek hayattaki gibi… Hatta ondan da fazlası…

Reklam

Gerçek hayatta ağzınızdan çıkan bir kelimeyi geri alamasanız bile, muhatabınızdan özür dileyebilir veya ne demek istediğinizi uzun uzun anlatabilirsiniz. Televizyonda izlediğiniz reklamlar, belli yasalar çerçevesinde kontrol ediliyor. Telefon kayıtlarınızın incelenebilmesi için mahkeme kararı gerekiyor. Ancak yasal düzenlemelerden kaçmak için, kendilerini “medya” veya “iletişim” şirketleri değil, “teknoloji” şirketleri olarak sunan sosyal medya şirketleri; sizi yaşadığınız devletten, hatta ailenizden bile daha iyi tanıyor. Yapılan bir çalışma, sosyal medya şirketlerinin sadece 300 beğeninize bakarak sizi eşinizden bile daha iyi tanıyabildiklerini gösteriyor. İnternette paylaştığınız bir şey, o ışıltılı “Gönder” tuşuna bastığınız andan itibaren artık sizin dışınızda herkesin malı haline geliveriyor. Silseniz de silinmiyor, derdinizi anlatmaya kalksanız da dinleyen bulunmuyor. Bir anda hedef haline gelip, sizi tanımayan ve hiçbir zaman da tanımayacak olan yüz binlerce kişinin öfkesine maruz kalabiliyorsunuz. İnsanlar önce vuruyor, sonra “Kim bu?” diye soruyor.

Reklam

Sosyal Medya ve Tıp

Bu çok uzun girişi neden yaptık? Çünkü işin aslı her gün kullandığımız bu “ürünlerin” ne olduğu ve nasıl kullanılacağı üzerine hiç birimiz eğitim almadık. Bugün tıp fakültesine başlayan bir gencin, daha küçük yaşlardan beri kullandığı bir sosyal medya hesabının olmaması mümkün görünmüyor. Daha ileri yaşta olanlar bile kendini akıp giden bir girdabın içinde buldu ve süreç boyunca gördüğümüz şeyleri hepimiz “kural” sanıp içselleştirdik. Yeni bir platform kurulduğunda, şöyle bir ortama bakıyor; orada “ne gidiyorsa”, ona göre bir profile bürünüyoruz.

Buna bütünüyle engel olmaya çalışmak “feasible” değil. Sonuçta, eti tokatlayarak servis eden, şırdanı bir lokmada yutarak reklamını yapan bir esnaf; toplum tarafından tolere edilebilir. Peki ölüm döşeğindeki hastasıyla “selfie” çeken veya CPR sırasında yarınlar olmayacakmış gibi dans eden bir hekim? Hoş olmadı değil mi? Peki bu “Bu kadarı olmaz ama!” sınırını tam olarak nasıl çizeceğiz? Nereye kadarı “eğlenceli”, nereden sonrası “yanlış”?

Reklam

İşte bu noktada sosyal medya okuryazarlığı ve hekimler için “Sosyal Medya Etiği” önemli bir eğitim konusu olarak ortaya çıkıyor.

Daha önce iEM Student’da ve TATD Bülten’de yer verdiğim bu konuyu, önemine binaen siz değerli okuyucularımız için dilim döndüğünce burada daha detaylı bir şekilde özetlemeye çalışacağım.

Temel Kurallar

  1. Sosyal Medya bir “öcü” değil. Bir “alet”. Doğru şekilde kullanıldığında inanılmaz kapılar açma potansiyeli mevcut. Meslek hayatınız boyunca; yayınınızın alacağı atıf sayısı, hatta bilimsel değerlendirme metrikleriniz bile sosyal medyadan etkilenecek. Bu yüzden sosyal medyadan tamamen kaçınmak saygı duyulacak bir seçim olsa da, yararınıza kullanmaya çalışmak daha makul görünüyor.
  2. Sosyal medya üzerinden doğru şekilde hasta muayene etmek mümkün değildir. Mümkün olmayan bir şeyi, yapıyormuş gibi görünmeyin.
  3. En mükemmel paylaşımınız, hiç paylaşmadığınızdır. “Söz ağzınızdan çıkmadan önce sizin esiriniz, ağzınızdan çıktıktan sonra siz onun esirisiniz.”
  4. Bir paylaşım yapacağınız zaman şu soruyu sorun: Bu paylaşımım hastalarıma veya içinde bulunduğum mesleki topluluğa bir yarar sağlayacak mı? Cevap “Evet” değilse, paylaşım yapmayın. Bu konuda Manrique Umana McDermott’un paylaştığı THINK kısaltması yararlı olacaktır: Gerçek mi? Yararlı mı? İlham verici mi? Şart mı? Kibar mı? Bütün sorulara cevap net bir şekilde “Evet” olmalı…
  5. Sosyal medya “profilleriniz”, sizin “kameralar önündeki” haliniz. Sözleriniz, gazetede basılı halde gördüğünüzde üzülmeyeceğiniz özende olmalı. Bir haber ajansının kamerası size doğrultulmuşken nasıl davranacaksanız, sosyal medyada da aynı şekilde davranmalısınız (Bir değil, binlerce “kamera” sosyal medya hesaplarınızı izliyor, inceliyor, yargılıyor).
  6. Hiçbir koşul altında, argo, küfür, ırkçılık, fanatizm, suçu ve suçluyu övme gibi temel hukuk ve ahlak ilkelerine aykırı ifadeleri içeren paylaşımlar yapmayın.
  7. Trolleri beslemeyin. Tek amacı ilgi çekmek olan profillere karşı yapılabilecek belki de tek etkin savunma cevap vermemektir.  Bernard Shaw’un şu sözünü unutmayın: “Domuzla güreşilmemesi gerektiğini uzun zaman önce öğrendim. Çünkü ikiniz de çamura bulanırsınız ve domuz bundan zevk alır.”
  8. Bir paylaşımı yapmak sizi çok rahatlatacak, öfkenizi atmanızı sağlayacaksa; çok büyük bir ihtimalle o paylaşımı yapmamalısınız.
  9. Paylaşımlarınızın beğenilmesi elbette mutluluk verecektir. Ancak beğeni için ilkelerinizden taviz vermeyin. Bilimsel bir paylaşımın, magazin konusu kadar ilgi çekmesini beklemeyin. Sosyal medyada da, geleneksel medya gibi; ciddi, tartışılmayacak içeriklerin geniş bir kitleye ulaşması beklenmez. Belgesel yayınlayan TV kanallarının hedefi, reyting rekoru kırması değildir.
  10. Etik ihlaller çoğunlukla iyi niyetli ve kasıt gütmeden yapılır. Niyetinizin iyi olmasının yeterli olmadığını unutmayın.
  11. Aynı sosyal medya hesabınızda hem kişisel, hem profesyonel içerik paylaşımı yapmak önerilmiyor. Bunun yerine kişisel bir hesap ve profesyonel ayrı bir hesap açmanız uygun olacaktır.
  12. Profesyonel hesabınızda isminizin tam olarak yer aldığından emin olun.

Mahremiyet

  1. Öncelikle kendi mahremiyetinizi koruyun! Kamuya açık paylaştığınız fotoğraflar, videolar ve bilgiler, kimlik hırsızları için bulunmaz bir fırsat taşıyor. Muayene sırasında bir hastanızla paylaşmayacağınız hayatınıza dair bir detayı, profesyonel hesaplarınızdan da paylaşmamalısınız.
  2. Tıpkı günlük hayatınızda olduğu gibi, internette de hasta mahremiyeti ve gizlilik standartlarının bilincinde olmalı ve tanımlanabilir hasta bilgilerini paylaşmaktan kaçınmalısınız. En basit şekliyle şöyle söyleyelim: Hastanız o paylaşımınızı gördüğünde, paylaştığınız hastanın kendisi olduğunu asla anlamamalı. Bir örnek verelim: 25 yaşında kadın hasta, “diş ağrısı” kliniği ile öğle saatlerinde poliklinikten Acil Servise yönlendirilmiş ve çekilen EKG’sinde STEMİ saptanmış olsun. Bu hastayı paylaşmak istediğinizde, “35 yaş erkek hasta, ‘çene ağrısı’ ile gece saatlerinde ayaktan başvurdu” gibi, mümkünse tamamen değiştirerek paylaşmalısınız. Tamamen bilimsel olmasına rağmen, bir olgu sunumu hazırlarken bile hasta onamı almak zorunda olduğunuzu lütfen unutmayın.
  3. Radyoloji görüntüleri, EKG fotoğrafları gibi grafik içerikli paylaşımlarda; isim, protokol numarası, hastane adı gibi verilerin tamamen temizlenmiş olduğundan emin olmalısınız.
  4. Hiçbir koşul altında; triyaj kağıdı, epikriz, hasta dosyası, kurum içi yazışma gibi resmi evrakların fotoğraflarını paylaşmayın.
  5. Bu kural, tamamen meslektaşlarınızın olduğu (aslında böyle sandığınız) mecralarda da geçerli. WhatsApp gruplarında da, kapalı sosyal medya gruplarında da paylaşımlarınızın mahremiyet, gizlilik ve bilgilendirilmiş onam ile ilgili etik rehberlere uygun olması gerekiyor.
  6. Bazı sosyal medya platformları, paylaşımınızı görecek kitleyi seçmenize izin veriyor. Paylaşımlarınızı yaparken bu seçenekleri etkin şekilde kullanmanız (ancak paylaşımınızın ulaşacağı kişilerin o kitleyle sınırlı kalmayabileceğini unutmamanız) öneriliyor.

İletişim

  1. Hasta-hekim ilişkisi doğası gereği güç dengesizliği içerir. Güvenin korunması ve olası mağduriyetlerin önlenmesi için, hastalarla internette etkileşime girerken, mesleki etik kurallara uygun olarak hasta-hekim ilişkisinin sınırlarını korumalısınız.
  2. Yeni veya eski hastalarınızın sosyal medya üzerinden gönderdikleri arkadaşlık isteklerini kabul etmeyin.  
  3. Hastalarınız, tıbbi konularla ilgili olarak kişisel hesaplarınız üzerinden iletişime geçtiğinde, kişisel ve profesyonel hesaplarınızı ayrı tutmaya dikkat ettiğinizi belirterek profesyonel hesabınıza yönlendirin.
  4. Sosyal medyada kendinize nasıl davranılmasını istiyorsanız, meslektaşlarınıza da o şekilde davranın. Buyurgan, alaycı, kategorize edici paylaşımlar; karşınızdakinden çok, sizin karakteriniz hakkında fikir verici olacaktır.
  5. Sosyal medya “aklımıza geleni söyleyebileceğimiz” ve istisnasız her konuda “fikirlerimizi belirtmek zorunda olduğumuz” bir yer gibi görülüyor. Hayır, böyle değil. Her konuda fikir sahibi olmanız gerekmediği gibi, bir fikriniz olan her konuyu da kanaat önderi edasıyla kamuya açıklamanız gerekmiyor. Bazı şeyler size kalsın.
  6. Katılmadığınız bir fikir gördüğünüzde; uygun ve yapıcı bir dille cevap verebilir, o paylaşımı görmezden gelebilir, o kişiyi takipten çıkabilir, hatta engelleyebilirsiniz. Kavga ise, bir seçenek değil.
  7. Özellikle din, siyaset, ırk gibi “hassas” konularda mümkünse hiç paylaşım yapmayın. Zıt görüşte bir hastayla sorun yaşadığınızda; hiç alakalı olmasa bile, davranışlarınız, fikirlerinize bağlanabilir.

Güncellik

  1. Unutmayın: Bir kere paylaştığınız içerik kalıcı olarak internette kalacak. Bu nedenle, kişisel hesaplarınızdaki bilgilerin ve (mümkünse) kendinizle ilgili internetteki bütün içeriklerin doğru ve güncel olmasını sağlamak için rutin olarak internet varlıklarını izleyin.
  2. Tıbbi bir paylaşım yaptığınızda, orijinal kaynağa atıf yapın.
  3. Kongrelerden, eğitimlerden slayt görüntüleri paylaşırken; kamuya açık olmayan veya kanıt düzeyi düşük bir veri paylaşmadığınızdan emin olun.
  4. Tıbbi bir konudaki paylaşımlarınız, tamamen kişisel görüşleriniz ise, bunu açıkça belirtin. Mümkün olduğunca kaynağı olmayan fikirlerinizi paylaşmayın.

Sorumluluk

  1. Mesleğimize yöneltilecek her kusur, hepimizi etkileme potansiyeli taşıyor. Bir meslektaşınız tarafından yayınlanan uygunsuz bir içeriği gördüğünüzde, bu konuyu kendisine hatırlatmak gerekiyor. Paylaşılan bir radyoloji görüntüsünde hasta adının görünmesi gibi gözden kaçabilecek hatalar böylece hızlıca düzeltilebilir. Davranış, mesleki normları önemli ölçüde ihlal ediyorsa ve kişi durumu çözmek için uygun önlem almıyorsa, konu uygun yetkililere bildirilmelidir.
  2. Doktorlar, paylaştıkları içeriğin hastalar ve meslektaşları arasındaki itibarlarını olumsuz etkileyebileceğini, tıbbi kariyerleri için (özellikle eğitimleri sürüyorsa) olumsuz sonuçları olabileceğini ve halkın tıp mesleğine olan güvenini zayıflatabileceğini kabul etmelidir.
  3. Yaptığınız yorumları etkilediği düşünülebilecek herhangi bir çıkar çatışmasının varlığında, bunu açıkça belirtmeniz gerekiyor.
  4. Mesleki reklamınızı yaparken, verdiğiniz bilgilerin bilimsel olarak doğru olduğundan ve hastanın zafiyetlerinden ve tıbbi bilgi eksikliğinden yararlanmadığınızdan emin olun.
  5. Anonim olarak paylaştığınızı düşündüğünüz şeylerin, çoğu zaman orijinal kaynağına kadar takip edilebildiğini unutmayın.
  6. Karar verici konumunda olan hekimler, sosyal medya ve internet kullanımı ile ilgili derslerin, tıp fakültesi müfredatında ve sürekli tıp eğitiminde yer almasını sağlamalıdır.  

Mevzuat

  1. Sosyal medya; bilişim hukuku, medeni hukuk, ceza hukuku, fikri ve sınai haklar hukuku gibi birçok hukuk dalının kapsama alanına giriyor.
  2. Sosyal medya üzerinden taciz edici içerikli mesajlar alıyorsanız, bu mesajları platforma bildirebilir ve ilgili kişileri engelleyebilirsiniz. Hakaret, Türk Ceza Kanunu’nun 125. Maddesinde suç olarak tanımlanmıştır. Gerçek hayatta birisine hakaret etmek nasıl suç ise, sosyal medya üzerinden hakaret etmek de suç teşkil ediyor. Suç teşkil edici şiddette zorbalığa maruz kaldığınızı düşünüyorsanız, hukuki yardım almanız yerinde olacaktır.
  3. 5651 sayılı kanuna (İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun) göre, internette ve sosyal medyada paylaşılan içeriklerle ilgili sorumluluk, içerikleri ilk yükleyen ya da paylaşan kişiye aittir.
  4. Bugün için ülkemizdeki bütün hekimler, mezuniyet sonrası “Devlet Hizmet Yükümlülüğü” yapmakla yükümlüler. Bu yükümlülük nedeniyle, bütün hekimler meslek hayatlarının bir bölümünü “Devlet Memuru” olarak geçiriyorlar. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu, Devlet Memurları ile ilgili kuralları düzenliyor. Sosyal medya kullansın ya da kullanmasın, bütün hekimlerin bu kanuna hakim olması gerekiyor.
  5. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu Madde 15, “Devlet Memurları, kamu görevleri hakkında basına, haber ajanslarına veya radyo ve televizyon kurumlarına bilgi veya demeç veremezler.” şeklinde…
  6. Madde 125’te, “Yetkili olmadığı halde basına, haber ajanslarına veya radyo ve televizyon kurumlarına bilgi veya demeç vermek”, Kınama Cezası verilecek durumlar arasında yer alıyor. 
blank
Sosyal Medyada paylaştığınız her şey, silseniz bile bir yerlerde varlığını sürdürüyor.

Bazı Vaka Örnekleri

  1. ABD’de siyasete atılan bir radyolog, yıllar önce sosyal medya sitesinde yaptığı bir paylaşım nedeniyle rakiplerinin diline düşerek seçimi kaybediyor. Paylaşımda ölümcül şekilde ateşli silah yaralanması yaşayan bir hastanın radyolojik görüntüsü “Başının garip duruşundan şikayet edecek halde değildi” yorumuyla paylaşılmış. Siyasetçi, bu paylaşımı rakiplerinin siyasi çıkar için gün yüzüne çıkarttığını söylese de, tepkilere engel olamıyor.
  2. ABD’de bir Kadın Doğum uzmanı, Facebook hesabından şöyle bir paylaşım yapıyor: “Bütün kontrol muayenelerine saatlerce geç gelen bir hastam var. Şimdi de indüsiyonuna 3 saat geç kaldı. Ben de doğumuna geç mi girsem?” Hekim ve hemşireler de paylaşıma yorumlarla destek oluyorlar. Hekim paylaşımını silse de, ekran görüntüsü hızla yayılarak büyük tepki çekiyor. Soruşturma başlatılıyor.
  3. Olay anında görevde olmayan bir hekim, Acil Servisteki bir kadın hastanın fotoğrafını çekerek sosyal medya hesabından paylaşıyor. Olaya karışan kişilerin hastane ile ilişiği kesiliyor.
  4. 2009 yılında Birleşik Krallık’ta bir grup doktor ve hemşire, katılımcıların olağandışı yerlerde yüz üstü yatarak çekilen fotoğraflarını paylaştıkları bir internet akımına katıldıkları için ceza aldılar. Grup, resüsitasyon arabaları, hasta odası zeminleri ve ambulans helikopter pisti gibi “sıra dışı” yerlerde yatarken poz vermişlerdi. Fotoğrafların hastane regulasyonlarına aykırı olduğu gerekçesiyle, “beklenen yüksek davranış standartlarını sağlamayan” personel disiplin cezasına çarptırıldılar.

Daha fazla vaka örneği için şu ve şu adresleri ziyaret edebilirsiniz.

Sonuç

Sosyal medya; insanlara ilaç tavsiyelerinde bulunulacak, hasta tedavi edilecek bir yer değil. Hatta “bilim yapılacak” yer de değil. Sosyal medyadan yararlanarak sosyal ağınızı güçlendirebilir, yaptığınız faaliyetlerin bilinirliğini arttırabilir, kendi tanıtımınızı yapabilirsiniz. Bu sırada kantarın topuzunu fazla kaçırıp “fenomen” esnafa dönüşmemek kaydıyla…

Çünkü, siz unutsanız bile, arşiv asla unutmaz.


Kapak Fotoğrafı: Tima MiroshnichenkoPexels

Kaynaklar

Bu Yazının Podcasti

blank

Doğuhan Bitlisli

Acilcinin Sesi

Acilcinin Sesi Podcast

blank

Yazar

Yazmayı, çeviri yapmayı ve kodlamayı seviyor. Bilimde açık erişimi savunuyor, öğrendiklerini paylaşmaya bayılıyor. 17 yıldır blog yazıyor ve yönetiyor.

Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!


blank
Yükleniyor..